31 Temmuz 2010 Cumartesi

Böcek

Basitliğin böceği çıkmıştı dünyada
Uçuyor konduğuna hastalığı yayıyordu keşke kanamalı olup yok etseydi
Ama dokunuyor dokundukları dokunuyor yayılıyor
Beş para etmez adam doldu dünyada
Korkum bana dokunmasıydı ya nerden bileydim
Benden önce sana dokunacağını..

İcat

Bir mucit oldum sonunda
İcadım yok ortada
Sor bana neden mi mucidim
Bir nedeni yok aslında
Sende olmayanı kendim buldum
Başta var olanı keşfettiğimi sanmıştım ama
Meğer olmayanı icat etmişim sana dair...
Bıkmamak lazım hayattan
Hedef koymak ve ilerlemek gerek
Her adım tamdı da
Hedef bendim beni on ikiden vurdun
Şimdi benim karavanalarım yüzünden hayatımda sen yoksun

Ben-i sen

Ben seni anadolunun yüreği gibi sevdim bir kere ve vaz geçmeden
Sen beni Boğaziçinin gelip geçiciliğinden sevdin
Ben sana bitmez dedim bitirmedim
Seni tarif bile edemedim
Bir olmalı derlerdi sevdalar hayatını bir'iyle geçireceksin dediler
Asla sana iki demedim
Kimileri uğruma ömrünü serdiler
Ben bir'inde kaldım dönemedim!

Yalın'sızlık

Vakit çok geç hazan ve hüzün vakti
Yıllar azdır belki ömrümde ama dedemden yaşlıyım ben
Huzuru dedemden çok hak ediyorum
Ve yalnızlığın benim üzerime iz düşümü...
Şikayetçi değilim mutluyuz biz yalnızlığımla
Artık seninleymişçesine oyalamıyorum da onu
Başbaşayız tümden
Ölmemi istediğin gün
O günden beri
Yani kolay olanı değil imkansızı yaptığım gün
Sen yok gibi ölüp yok olmak değil ya da vaz geçmek değil senden
Benim seni sensiz yaşamayı seçtiğim gün
Neyse geçmiş gün hatırlayıp üzmeye gelmez geçmişi
Yalnızlığım başbaşa huzurluyuz biz seninle
Hiç kıskanmadın beni ya da ağlatmadın
Hiç sinirlenince iğrençmişim gibi de bakmadın
Hiç ağlarken çocuklaşmadın saçmalamadın
Yolun en edası güzel kısmında bırakıp gitmedin
Terk etmedin beni
Hiç senin yüzünden perde de inmedi yüreğe
Hiç boşlukta yaşamadım sen varken
Sorular ikilemler yalanlar da yok
O da yok
Yalnızlığım başbaşa mutluyuz
Elimizde iki kadeh karşılıklı çekiştiriyoruz geçmişi
Sana yasakladığından doktor onu da ben içiriyorum ama olsun
Sense ayık kafayla sakin sakin bi milyonuncu kez dinliyorsun beni
Yılların nefretini mesafesini serzenişini
Bir kez senden uzaklaşmayı denedim
Olmuyor be eski dost doğallığını insan oğlu tutmuyor
Ölümümde de yanımda götürebileceğim tek sen
Ardından ağıt yaktıklarıma selam söyle benden
Afilli olsun tabutum mezar taşı istemem...

29 Temmuz 2010 Perşembe

Sen...

Sen...
Tarif edemediğim sen
Yaşamak gibisin
Tok yatıp aç kalkmak misali
Hayalime koymadıysam doydum diyorsam
Ertesi sabah akşam olmuyor bir türlü
Sen...
Nefes almak gibisin
Alabildiğin sürece yanımda olduğun sürece her şey çok normal
Olmadığın her saniye hayat bir ızdırap
Sen...
Koşup koşup su içmek gibisin
Terli olsanda
Hasta olup yataklara düşsen de
Anlamı yok bunların
Terli terli su içmek gibisin işte
Hani çok susamışsındır
Annen yasaklar ama
Yine de söz dinlemeyip içersin işte
Yasaktır aşk ama bilirsin yine de sen işte...
Ve sen...
Bazen uykusuz gecelerin ardından yarım saat şekerleme gibisin
Bazen...
Bazen uykumun üçüncü saatinde uyanmak gibisin
Sen aşk gibisin zamanı dondurmak gibizisin ruhumda
Yaşamk gibisin işte
Sıcak korkulası ama vaz geçilemeyen...

Ram pam pam

Sokaktayım yürüyorum
Mutluyum ram pam pam
Çiçekler solsada son baharımda olmanın tadındayım
Sevilsem de sevilmesem de hayatın tadı bir başka
Ruhumun müziği içimde susmuyorsa
İçimde bir yerde hala çocuksam
Ellerim plastik topa değdiğinde gençliğimi hatırlamayacak kadar gençsem
Ritm benim hayat bana ait en mükemmeli benim
Sorgusuz sualsiz yaşamanın tadı benim
En mutlu benim
Evet bazen mutsuzluklar yıkık aşklar hüzünler de benim
Onlar olmasaydı nefesimin tadını nereden bilebilirdim
Gözlerim kapalı kırlarda geziyorum
Hücrelerim bayram ediyor davul zurna eşlik ediyor
Sanki düğününe tosladım hayatın kırlarda evlenirken
En kötü komedimde bile
Paparazilere yakalanan ünlüler gibiyim
İstemeden istediğime ulaşmış
İnanıyorum beni yaratan büyük kudrete
Bana mutluluk veriyor
Bense kendime mutsuzluk
Hayat bir sanat
Olmaya çalıştığım şey çok hata yapıp çok doğru görmek
Çıplak ayaklarla sokakların tadına varmak
Serin havanın yoldaşlığını sezip şarkılar söylemek
Hayatı çimlerinde tüm serzenişiyle hissetmek
Doyasıya bir sanatçıyım ben
Yaşam sanatçısı
Ne egom var benim sınırlar çizen
Ne kendimi çok bilgili zannedip insanlara cahil derim ben
Yeri gelir yollarda avare gezerim
Yeri gelir sokaklardır benim evim
Müzik ritm doğa benim
Sorular dolu zihnimi doğaya serip boşaltır eğlenirim
Yok koyu düşünceler zihnimde insanlar dosttur
Dost olamayan yoktur
Sadece sınırı olan çoktur
Yaşamaktır benim hastalığım dünyam doktor
Ama ölüm korku değil merak etme o da dosttur
İyiysen özünde
Danset sarkı söyle eğlen sevgi saç dünyaya
O bunu hakedecek kadar tarafımızdan acı çekiyor
Kötüler kötülükler çok ama dünyayı tatlı kılan onlar değil mi
Gözlerim kapalı denizi hissediyorum
Ayaklarım sekiyor yürüyorum sahnelerimde
Ram pam pam
Ram pam pam...

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Kanımı donduran alev

Kükreme!
Masal yazmıyoruz burada
Gerçekleri masal gibi yutturdunuz senelerce
Düşman dost oldu,dost sadece evsanevi bir yalan
Bir var olduk bir bulut
Az gittik uz gittik
Dere tepe düz gittik
Hadi ordan o yalan bu yalan
Oturduğun yerde oyalan
Nereye gittik
Masallar nereye gitti
Masallarda keloğlanın annesi vardı babası ölmüştü ama mutluydu
Yahu kraliçe pamuk prensesi kendi evinden kovuyordu da bir şey olmuyordu
Bize ne oldu
Topluma kültüre ne oldu
Eski öküzlere ne oldu
Sokak serserileri bile değişti
Biz gibi içemiyoruz
Yürüyüşümüz bile değişti
Bu gün hani düşmanımız ya onlar
Eski dosttan düşman olur mu
Peki eski düşmanlarla niye koyun koyuna uyuyoruz
Aklımızı kim aldı şaşırttı
Kim bu ilizyonist
Biz kimdik bu bilindik de
Biz kim oluyoruz
Biz ne oluyoruz
Çok derinlerden geldik bambaşka sığlara yüzüyoruz
Biz olmaktan vaz geçmiş kim olduğumuza karar veremiyoruz
Halaylar sirtaki,horonlar kolbastı mı oldu ne?
Amerikanın dışlanmış müzikleriyle beslenen ruhlar mı oluyoruz
Ve köpekleriyle yönetiliyoruz
Tüm bunları görüyoruz peki düzene neden susuyoruz
Karşı gelene ekmek olmadığından mı
Yoksa karşımızda mertçe sırtımızı dönebileceğimiz bir düzen olmadığından mı?
Var mıyız yok mu
Eski sıcağa ne oldu kaynar suda kanım dondu
Yalanlar...
Yakan yalanlar...
Alevinde kanımızı donduran
Siyah alevli yalanlar...

Zihnim sızlıyor

Israrla içimde isyan var
Ve de sorular
Her şey bittiğinde filmlerde düz yolda yürürsün ve ışığı bulursun
Ben yürümeye başladım her şeyin bittiğini hissediyordum
Ama ışık yok bulamıyorum
Karanlık bir merdivenden sürekli çıkıyorum
Artık inemem hem çok yoruldum hem de inişi yok bu yokuşun
Ağzımdan çıkan doğaya tüm notalar eşlik ediyor karanlıkta
Korkuyorum bildiklerimden çok bilmediklerim için
Acımasız dünyanın dansından
Doğu-batı ritminden yoruldum
Dallarımı başka yöne köklerimi başka yönü savurmaktan
Dostumu düşman düşmanımı dost kefesinde görmekten
Bulanık düşlerden korkuyorum
Oysa gülerken ne kadar da kolaydı her şey
Hayat kötü insanlar kötü
Kalmadı dostlar kötü
Aşklar bozgun aşklar hüzün
Kalmadı sarsılmayan dal
Dallarda hüzün
Karanlık içimizde
Gözler karanlık ve yüzler
Karakterdeki arananlar kayboldu bi bilgi ağının arasında
Çocuklar kayboldu cıvıldayan
Misketler ve toplar
Taşlar topraklar kayboldu betonlar arasında
Korkuyorum çünkü herkes kadar suçlu benim

Sahnede oturuyorum

İçine sanat kaçmış öküzleri demiyorum
İçinde sen bulunan sanatlardan hani
Hani ellerinde bebek sıcaklığı olanlardan
Bir neyzen gibi mesela
İstanbul rüzgarı gibi
Sahneye çıkışın gibi ve de bütün kalabalığın ortasından ayrılışın
Kürsüde olan ben olabilirim ama sahnedeki sensin
Rolünü çok güzel gerçek gösterdin tebrikler
Bu kadar başarılı sanatçı olduğunu bilmiyordum
Çok güzel inandırdın
Sonsuza kadar yanımda olacak çocuğa
Şimdi sanat sırası ben de çıkma o merdivenlerden sahneye
Yoksası yok tehdit yok bende
Kalabalığın arasında oynayacağım rolümü
Sen ahtapot ben akrep
Bakalım hangimiz daha alkış alacak?

27 Temmuz 2010 Salı

Ruhastası(h)

Ruhsuzum değil mi
Ruh hastası(sadece senin ruhuna)ruhsuz
Ruhumu vermek istemezdim
Tanrı sordu bana ruhunu ona vercek misin ki yaşasın
Verdim ama şimdi onu başkasına vermişsin
Boş kalan yerinde bir sızı
Senin gidişinden boşluk değil ruhumun peşine bu sızı
Gözüm kanıyor
ve dilim artık hep boş ruhuna susuyor..

Sunt gata să dansez

Hayat bir ritm
Ayak uydurabilen hayatla dansa hazırdır
İçimde bir duygusal vardı yaşatmaya çalıştığım
Ama yolda çok acıktım yedim onu
Ritmi hissederken sahnede gözlerim kapalı
...Midemdekinin sindirilmesini bekliyorum
Sonra rolümü layıkıyla oynayacağım...

hmhmhm

İnce bir ses zihnimde
Benimle konuşmayı çok seviyor
Hiç üşenmeden sürekli peşimde
Nereye kaçarsam kaçayım beni bırakmıyor
Yürüyorum yürüyor duruyorum bekliyor
Kaçmayı çok denedim hayattan
ama
maalesef olmuyor...

Bitti..

Hayat sen ömrümü törpülerken kanattın
Ben senin anılarını törpüledim
Törpümü kırdım
Resmimi çizmeye çalışırken aynada
Kalemim kırıldı
Resimdekiler eksik kaldı
Elimdeki son az kalmış mürekkeple çizecektim
Çizecektim de tüm olasılıklarda eksik çizecektim
Kalan mürekkebimle ya kendimi çizecektim
Ya seni
Ya da bu ya da kötü söylemeyeyim
Israr etme söylememeliyim
Çok ısrar ettin bunu sen istedin
Ya birimiz olacaktık
Yani ya kendimi çizecektim seni yok edip
ya kendimden vaz geçip seni resmimde birleştirecektim
ya da işte kötü diyorum
kötü işte
ya daaa
Tüm küçülmüş halimizle aciz birer biz çizecektim
Ne sen aciz olabilirsin benim gözümde ne de ben
çok kötü işte çokk
Bekliyorum düşünüyorum
küçülmeyi göze almak mı ya da yok olmak mı
çok düşündüm mürekkep buharlaştı tebrik etmek lazım bizi
sonunda işte mürekkep bitti...

Biçimsiz düşes

Ben dikmeyi bilmeyen biçişsiz bir terzi
Makasım elimde ve masum kumaştın sen
Biçimini yanlış yaptığım saten düşesim
İçimin titremeleri kaygıları vardı ve titredi makasım
Yinede biçimsiz kumaşımı yüreğe giydirdim
Şimdi ise ben mi biçimsizdim yoksa kumaş mı hatırlamıyorum bile
Bi yolda yürüyorum etrafım bomboş ve karanlık
Bi mum arıyorum civarda
Ama ışık yok hatayı baştan söküp dikmek için
Bi ıslık çalıyor uzaklardan sanki denizin arasından
Bi ses bi yürek gel diyor
Gel diyor da dili lâl
Bi damla gözyaşı ayaklarımın altından süzülüp gidiyor
Şimdi susmak mı
Gidip onunla ağlamak mı
En iyisi kumaşı çıkarıp atmak
Bir hırsla ya da bi alevle ama atmak..

22 Temmuz 2010 Perşembe

hey hişt... orda mısın?

Bu keman sesi

Bak dinle ne anımsatacak

Bir dans,pist yok bir keman var

Bir de denizdeki balıklar

....nana hiya tsira kougale

Kirpiklerini ıslatma sadece hisset

Rüzgarı,ayı,doğayı ve ruhumun yanındaki yerini..

Sadece kapat gözlerini

tik tak... tik tak ...

Hayat ritmlerle dolu bak
zil zır zır gemiler ayrılırken saat başı ötüyor saat tik tak tik tak
Neşen hep içinde
Bir ezgi almış başını bu şehirde
Bak gemi kaptanı geçti önümden selamı vardı sana
Yıldızlar gökyüzüne başka bir neşe saçıyor bu akşam
Bana neler oluyor
Midemde bir taş konuşuyorum sokaklarla
Sonunda kafayı mı yedim
Adı olmayan bir bulut var hayatla benim aramda
Dünya puslu
Atlasam sana kavuşsam
Karadenizim içim içinden deli
İçim içinden gelir
Müziğin başka tutkun başka denizin başka
Aklın başka aşkın bambaşka
Aldın içine ruhumu bırakma
Bu şişe de bitmiş ne hoş
tik tak tik tak tik...

21 Temmuz 2010 Çarşamba

içimle konuşurum ben sizin duyduklarınız içmdekileri duyamayın diye gürültü

ve dışımdan susarsam eğer

Günlerin gerçekleridir içimden götürdüğü

Yalan yapmacık değil dünya

sadeceleri var içinde

susmak bilmeyen sustuğunu zannedip

sadece boş konuşan

20 Temmuz 2010 Salı

Her kim bir canavarla çarpışmayı göze alırsa bir canavar olmayı da göze alsın çünkü karanlığa uzun süre bakarsanız karanlık da sizin içinize bakmaya başla demiş düşünürün biri,ben hep ardındaki karanlığa baktım şimdi gözlerindeki aydınlığı istiyorum vaz geçmemecesine üzmemecesine terk etmemecesine...

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Gerçeksi Komedya

Benzeyemedik
Filmlere benzeyemedik çok erkendi daha mutlu sona
Filmimize ara verdik zannediyordum
Oysa senaryo ne kadar da aynıydı
Bakışlara kadar aynı gülüşün derinine kadar aynı
Film bitti artık elimizde replikler yok doğaçlama yapacak yüzümüz de yok
Yeni senaryo da yok
Sayfalar hikayenin tam ortasından yırtıldı
Tam ayrılık sahnesinde bitti her şey
Ağlayamadık sahne böyle yazıyordu
Biz hiç gerçeği oynayamadık ki
Oysa filmin sonu ne güzeldi ve hepizimizin içine işlemişti
Sahnelerde çok insan oynamıştı
En son biz vardık finali birlikte oynayacaktık
Senaryo güzeldi de gerçek olacağını kim bilirdi
En sevdiğimiz filmi tekrar oynayacağımızı kim bilirdi
26 bölümlük dizinin 17 . bölümünde senaryonun kopması
Tam orada o noktada kalmamız
Çok sıradan bir yeşilcam hatırası yaptı bizi
Tiyatro bitti son sahneyi oynamışız
Şimdi ben mi?
Doğaçlama acı çekiyorum...

18 Temmuz 2010 Pazar

Hanımefendi

Hanımefendi bir aşk arıyordum caddelerde
Fark ettim ki aşk çorabı kaçmış bir hayat kadını gibi hırpalıyo kendini
Aklımı nerede unuttum
Boş bir sevgiliye hediye miydi benim hayatım
Tanrı beni bunun için mi yaratmıştı
Daha içim tazeyken susamadım susmayı bilemedim
Her şeyi erken söyledim
Şimdi eridim ve piştim
Susmayı bilemediğim gibi doğru şekilde söyleyemedim
en söylenilesi zamanlarda sustum
Burnumun ucu yakın mı zannediyorsun
Burnunun ucunu görmemek bana mı hastı
Sokaklar zırva aşıklarla dolu her an bırakacaklarmış gibi tutuyorlar ellerini
Kadehlerin arasında arıyorlar sevgililerini
Oysa aşk masumdu
Yalandan uzaktı bi bakışı ömür bekleyecek kadar temizdi
Ve ben temizi ararken aklımı kaybettim
Bu kadar zor muydu var olması
Hanımefendi aşka neler olmuştu
Hayat kadını gibi iki bacağın ortasında mı kalmıştı
Ağır sözlerin arasında hakaret miydi
Uzak mıydı arananlar
Sarsılsa dünya ve kendine gelse
Hanımefendi döner mi şehzadesine
Notalar puslu olmayı bırakıp net ve soluksuz olur mu yine
Şiirler kendini yine kıyafetlerini çıkarıp teslimiyetini gözü kapalı gerçekleştirir mi sahiplerine
Sokaklarda sarhoşlar bayık bir kafayla aşk aramaktan vaz geçer mi
Sen yanlış zamandaki doğru insan
Şimdi doğru zaman ama sen yanlışa kayıyorsun
Sarsılsa dünya doğrum olur musun yine?
Aklımı kaybediyorum
Ümitlerimi dünyanın kendini hırpalamasına bağladım
Bi boğazdan atlayıp serin sulara kavuşmasına
Bütün bunlar olur mu dünyayı sarsarsam
Hanımefendi geri döner mi?

17 Temmuz 2010 Cumartesi

Lütfen bi daha

Gözlerim saatimde
bir,iki,üç,dört....
neyi sayıyorum bilmiyorum
Galiba zamanın geçmesini
Rüyalarımda gördüğümde donup kaldığım birini
Eski dostu görmek için
Sayıyorum zamanını
Bıraktığım unuttuğum parçam neydi sende
Yaşamdan alıkoyan neydi ki beni
Uykularımdan değerli olan neydi
Yazımı kışımı baharımı güzümü kaplayan neydi
Üzülmenin kanunu neydi
Hayatı herşeyiyle bir daha anlatsınlar
Yanındayken koyduğumuz kurallar gitti
Ne olursa olsun güleceksin gitti
Umudunu kaybetme de
Sana zarar vereni unut gitsin gitti
İçimi acıtan tüm gerçekler gitti
iki artı iki gitti
Nefes almadan yaşamak oluyormuş ya
Gözlerin ağlamaktan da patlamazmış
Bi yara hani zamanla kabuk bağlarmış
Neden her gün oluk oluk heryer
Ellerim kalem tutmaz olmuş hani bunun içindi
Gözlerim senin aramaya yarayan bişey miydi
Peki sen varken neye yarıyodu
Tüm duyu organlarım bir olmuş lanet ediyor bana
Geç kaldık gerçeklere
Koşsam yetişemezmişim
Vaz geçemezmişim
Kural bunlar mıydı?
Neden oyunun kurallarını oyunu kaybettikten sonra söylüyorsun ki mızıkçı mısın sen
Misketlerini toplayıp gittin
Bebeklerimin saçını parçalamışsın
Topumu patlatmışsın
Bi de hatırlamam için kötü solucanını bırakmışsın
Hadi bi daha oynayalım kurallar aynı olsun yine git daha çok ağlıyım
Annem bana sadece lütfeni öğretmişti
ama nolur bi daha oynayalım...

Bir dakika

Vedaya alışmak zor oldu
Bi ölü gibi anmak zorunda olmak
Yoldan geçenleri sana benzetmek
Benzer gülüşler bulmak
Sesini duyduğunu zannetmek
Ömür verilebilecek bir dakika istemek
Karadeniz türkülerinde seni anmak
Biri tam elini uzatırken kaçıp yine kendini yalnızlığa terketmek
Çok acımasızca değil mi ve acınası
Yazık değil mi bana
Görsen böyle bunları diyeceksin
Acı biber olup suyu aratmayacağım sana
Aradığın özlediğin balık ekmeğin olacağım
Söylemeyeceğim sana bir daha asla sevdiğimi
ve kimseye
Yolda gördüğüm heyecanlarıma bile sırtımı döneceğim
Bıraktığın kadar masum kalıp
Seni yok etmeyeceğim
Senin inanmadıklarını yaşatacağım
Ömrümün son bir dakikası için yaşayacağım
Mutlu olacğım her şeyin içine senden biraz serpip
Güzel başlangıcın hatırına ya da güzel sonumun
Ruhumdaki bu güzel yakıcı acıyı seviyorum
Uzaktan ya da yakından
Şimdilik yaşayan bir ölünün arkasından

Şehzede...

Son sınırları sildik ruhumuzla
Ve vaz geçmenin hırpalayıcı sınırlarında
Sen son şehzade ve ruhzuz bir kan emici
Olmayana ergiydik bir dördüncü boyutta unutmuştuk aşkımızı
Bakışlarda kalmıştı yüreğimiz bakışlarınla kalbini kalbime naklederken
Damarlarımdan akan kan önemli değil
İçimden akan duygular bi altınvuruştu sanki
Duyguda dozu bu defa fazla kaçırmıştım ve ruhumu kurtarmanın yolu kalmamıştı
Sen son şehzade bilgisiz ve sınırları zorlayan
Tatmamıştın aşkın büyüğünü anlayamamıştın içimi
Mayınların arasından gelmeliydim sana ama
Uzaktan attığım her taş üç mayına çarparken
İçimin sana ulaşma umudu kalmıyordu
Susmaktı her sarhoş olduğumda içkiyi biraz daha fazla alabilmemin yolu
Gözlerimin ferini terkettiğimde
Rıhtımındaydım denizimin ve tırabzanlarım kırıktı
Engelim yoktu hayalime yüzmeye
Deniz derin içimin enerjisi sendin ve tükenmek bilmiyordun
Yola çıkabilsem toplayabilsem cesaretimi önümde engel yoktu senden başka
Cümleleri kullanmadan anlatmanın bir yolu olmalıydı
Hiç bir şiir sana anlamlı değildi şarkılar da umrunda değildi
Herhangi biri olabilseydin sana şiirini bestesini yaptığımı kendi sesimde söyleseydim
Rengini anlatsaydım içimin
Kimseler bilemedi beni
Anlamayı bilmediler
Kaybolduğumda adres diye hep seni sordum
Bilen yoktu hayat seni ne kadar çabuk yok etmiş
İzini bırakmayı başaramamışsın benden başka kimsede
Hayaller denizin dibinde dans ezgisi
Derinlere çekiyor ikimizi de
Hırslar şehzadem hırslar bozguna uğrattı dünyayı
Bir tabutun üstündeki o yeşil örtü gibi
Ölüleri kapatıyoruz içimizde
Ve yıkık bir köprüymüşçesine ayrılığı temsil ediyoruz
Kaçan belli değil kovalayan kadar
Kovalalarken kaçabiliyoruz
Zıt yönlere ilerliyoruz kavuşan tek şey güneşten yansıyan gölgelerimiz
ekvatordan birimiz güneye birimiz kuzeye
Oysa isteklerimiz o kadar da normaldi ki
Yasaktı bu aşk sanki bize
Ne sevmeme izin verdin taparcasına
Ne de sevgini gösterme zahmetinde bulundun yeterince
Sen damarlarımda dolaşmasından ölesiye memnun olduğum memnu zehir
Basitti isteklerimiz bir masa iki kadeh ve huzurdu
Sürükleniyordun nereye gittiğini bilmeden ve sürüklüyordun peşinden acımasızca tek arzun beni bırakmaktı ya
Başardın
Hiç kimseye ağlayamadım
Bıraktı demeyi bırak hiç istemedi oldum
Yazık oldum acınası oldum
Zihnimde dönen yarım düşünceler
Evet şehzadem avuçlarımdan içmek istedin zehiri
Ellerinden içirmiş olduğum zehiri
Mutsuzum sanma ölümün ellerimden değil ölümüm ellerinden
Bu yarım kalan şiir dünyaya hediye
Notalar buruk dinlenilen şarkılar yok edildi
Hatıra diye kalmadı zihnimde
Senin krallığında ne kadar zormuş gönüllü hizmetçi olmak
Herkesin acıdığı zavallı krallığında
Hayatıma parantez açtım seninle
Kapatamıyorum
Bi geçiş olamadın açıklaması olduğun cümlelerden uzun ve derin oldun
Köhne bir yığın kalmıştı bir yerlerde biz yinede umudun şiirini yazmıştık baştan
Herşeyi silmiştik çocukluğumuzu gençliğimizi baştan yaşamıştık
Bu maratonu neden son adımda bıraktık
Suç kimdeydi
Bizi yaşayan beden ölü ruh yapan neydi
Hiç uyanmıyor musun rüyalarında şehzadem
Hiç için acımıyor mu sözüm geçtiğinde civarında
Şimdi dört duvar arasına sıkıştı ruhum
Kurtaramıyorum söz dinletemiyorum
Tıpkı senin gibi bana verdiğim sözleri tutmuyorum
Bi camdan bakıyorum hayata içime hapsoldum kurtulamadığım hapisteyim
Şimdi bir ölüm sessizliği aldı ruhumu
Bedenim genç yaşlanan başka şeyler taşıyorum yanımda
Artık gece bitmiyor gündüzü göremiyorum
Yarım yamalak olmayan tek sen varsın her şeyde
Sevap yok dünyamda artık günahlarla karıştı onlar doğrularım gibi
Tarih bir gün ve bir kez bir balıkçının oltasında kaldı
Sorsan bilmiyorum
Bi eğlence salonundaki masada
Civardaki bi tabakta kaldı yazık ki
Çok iyi biliyorsun ki şehzadem
Geç kalınmış sözlerdi benimki

Günün son saatleri

Günü geceyeye harman ettim
Su damlaları beynimde yankı yapıyor
Hiç susmayan iç sesimden bir uğultu yankılanıyor
Hayat neden başladı başlatan kimdi
İnsanı bu kadar aciz yapan neydi
Sisli düşünceler arasından önümü göremiyorum
Temiz çocuksu düşünceme sisleri getiren sebep neydi
İçimden gelen huzurun gülümsemesi neden yaşlanmadan yüzüme yerleşti
Sorular sorular beynimdeki cevabı olmayan
Varsa da bilinemeyen henüz
Hayati sorular cevabı silinmiş
Yaşlanmak bir bedenin buruşmasından ibaret midir?
Yaşının yetmiş mi olması lazımdır
Şiir yazmak için duygusal mı olmak lazım illa?
İnanmak için görmek mi gereklidir?
Görmeden inandıklarımız yok mudur?
Keşkelerle geçen bir hayat hayat mıdır?
Deniz yoksa o yerde yaşanılır mı yıllarca?
Ben ki bir karanın ortasında yaşlanmış ruhumla
Görmeden inanmaya alışmış duysusuz duygusalcı
Keşkesiz hayatımın tek keşkesi
Cebine sezdirmeden koyduğum hediyeyi
Keşke çöpün birinde
Parçalarıyla birlikte bulabilsem

16 Temmuz 2010 Cuma

Yüreğinin götürdüğü yere git

Bi koridor ortası muhabbetinden öte değildin bazen
Söylediğin her cümle doğanın kanunuydu
Doğruydu tüm yanılmaların
Cümlelerin emirdi
Hiç konuşmaz zamanlarımızda
Sus geldiğinde içimize
Rüzgarı severdik ellerimizle
Çırpınan Karadenizi ilk orada tanımıştık
Bizim evimizde
Yaşımız umrumuz muydu
Girerdik bulduğumuz bahçenin ilk köşesine
Erikler bizim yeşiller bizim hava bizim doğa bizim
Dönüm noktasıydı yeşillikler kaderimizin
Sıcak soğuk yoktu bize yürümek vardı birlikte
Şimdi içimi kovalayan veda cümleri kaldı
Son yaprak da düştü hayat ağacımızdan
Tadı kaldı anıların düşlerin rüyaların
Bi de söylenen güzel söyler
"Yüreğinin götürdüğü yere git"

Boğuk sesler

Yorgun bi bitiş bizimkisi
Yalanlardan mı yoruldu söylenen ağır sözlerden mi
Doğmak bilmeyen günlerden mi
Söylenemeyen cümlelerden mi anlayamadığımız
Saçma bi başı vardı
Bebek kahkahasından komikti
Güldükçe gülebilirdik
Karmakarışıktık
İçimiz ezik domates edasındaydı
Dünya bize şaka satıyordu
Sessizlikte yaşadık biz sadece konuşan gülen sessiz gözlerimiz
Başka başka insanlarla yaşanılan yanlış aşklar susturdu bizi
İçinin acısı susturdu seni,yanlışın tadından dilin yanmış
Dünya gözüne kaçmıştı ağlıyordun içinin nehirlerinde
Sırlarımız vardı kimse bilmesin istediğimiz
Yanyana oturup susmaktı en büyük keyfimiz
Biz istenmeyen sonları yazmakta uzman iki avare
Fark edemedik seninle güzellikleri
Yem atarken balıklara simitimizin bittiğini göremedik
oyalamak için atarken elindeki taşları köpeklere yem diye taşla sevgini karıştırdın
Düşünmedin aç kalan ikimizi
Aç bıraktığın içimizi
Çin lokantasının dediği gibi
"Birbirlerine sevmeyi öğretmeye çalışırken
Birbirine kan kusturan iki aşık serseri"

Kusmalısın

Adaların karşısı İstanbul
Milyonların yaşadığı ciğerim İstanbul
Bi yokuş ortası saksılı bir cam
Yasakların kilit noktası
İçinde arananın bulunmadığı
Bi kapı kadar yakınıma imkansızların sınırında
Humusu bol keşmekeş İstanbul
Kime ne ifade edersin bilmem de bana
Küçük bir solucanı belletirsin
Kendini yolundan önce kaybetmiş
Minik zavallı solucanımı
Kimini yem eden kimine yem İstanbul
Yuttukların var kusmalısın
Medeniyet de sendedir cehalet de
Al yut yine topunu ezeli milletin ama
Geri ver yuttuğun minik solucanımı

Yalnızcık

Ayakları gerigeri gideni duymuştum da

Ellerim tersten yandan çarklı yazıyor

İçimin boşluğunu kelimelerle doldurmaya çalışıyorum

Ağlama sesi duymamak için kulaklığımı hiç çıkarmıyorum

Yalnızlık geldi oturdu yanıma

Sohbet etmek istiyor

Git demekten anlamıyor

Oysaki ben ona alışırsam

Kopamam asla işte ondan korkuyorum

Bir anne gördüm uzakta ağlıyor

Nedeni yok aslında

Yani büyük bir nedeni

Çocuğu aramıyormuş

Yalnız kaldım diyor

İçim gülüyor ona

Yalnızlık insanı içinden sarar

Dışında var olan onlarca insanı görmeyip kör olmasıdır

Hissedememesi havanın güzelliğini ayın berraklığını

İçine haykırıp kendine sesini duyuramamasıdır

Ege sahillerinde elinin boşluğunu hissetmesidir

Oysaki o koşsa çocuklarına yalnızlığı kalmayacak

Peki gerçek yalnızlara ne olacak

Peki yıldızlara ne olacak

Kirazlar tallarda çift olamayı seçmişken

Karıncalar onlarca gezerken

Neden bu yalnızlık

Neden duyuramıyorum sesimi

Pardon bakar mısınız kendimi arayacaktım da

Müsaitse telefonunuzu kullanabilir miyim?

Söyleyeceklerim var

Hayat güzel baharda çiçekler açar yine

Yine sabahlar bizim olur

Yine gülmeyi öğreneceksin

Teşekkür ederim telefon için

Ama ulaşılamıyor umarım gerçekten meşgul eden yalnızlık önemli biridir

Değilse kurtuluşunu göremediği için çok üzülürüm

Notalar

Notalarr...
Çizgi film gibi
ya da güldüğümüz alay ettiğimiz türk filmlerine benziyor bu manzara
Zavallı biri var karşımda duruyor
Elim kanıyor bilincim sonuna kadar yerinde
Yani bile bile kırdım aynayı
Bomboş bakar olmuş şu kız yazık ona
Daha da yazık olanı bu boşluğun sebebi var
Sebep denirse o lanet olasına
Kimine aşkı yaşamak düşermiş kimine aşksız yaşlanmak
Sana ikisi de düşmeyecek ben yaşlanırken sensiz
Ben ara ara mutlu olacağım yalandan
Sen ağlamak zorundasın bir ömür boyu vicdan azabından
Hani ölsem bir ağlar iki yanarsın
Sana ömrünü yaşatmamak için yaşayacağım

Geri ver

Hakkımda herhangi biri diyormuşsun
Duymadığımı zannetme
Duydum ama kulaklarım duydu
yüreğimle değil yürek yok
Giderken sen anlamadan cebine koymuştum
Bilirim gerekmezse elini cebine atmazsın
Olur da gerekirse giderse elin cebine
Senden özür dileyerek isteyebilir miyim yüreğimi
Senin gözlerinde sakladıklarını kimse bilmez
Senden bir parça olsun diye silmek istediğin anıları ödünç alıyorum
Yastığımın altında ruhumuzun bambaşka
Bedenimizin yanyana olduğu yolculuğun bileti var
Yani vardı demek istiyorum
Sen benmi değiştirmek isteyip değiştiremediğim yanımsın
Senden son bir ricam var
Gözü kapalı verdiğim herşeyi geri verir misin?
İçimden kopanları göz yaşlarımı ve kayıp zamanımı...

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Hala Bazen Biraz

Biliyor musun arkadaşım
Sen gittikten sonra hiçbir şey kiç kimse çekilmiyor
Yaşamın tadı da gitti
Ağlamanın da
Umutlarım da
En kötüsü ne biliyor musun
Bugünüm yarınım hadi gitti diyelim
Dünümü kaybetmek seninle en kötüsü
Özlemenin tadını kaybetmek
O kadar da olmaz denileni yaptığını görmek
Ve sana dost olamamak
Hatta düşman olmak zorunda olmak
Söylediğin acı sözleri arkamdan duymak zorunda olmak
Senin umrunda olamamak
Sana koşup ağlayamamak
Büyüyemeyeceğini bilmek artık
Acılarını bile en taze anında hissedememek
En kötüyü bile hissedememek
Bedenin yaşarken ruhunu çöllerde aramak
Gülüşünü bakışını kokunu sesini kaybetmek
Artık hiç bişey koymuyor da
Seni özlemenin nasıl bişey olduğunu unuttum
ya da o kadar çok özledim ki yanında olmanın nasıl bişey olduğunu unuttum
Yoksun ki artık niye ağlıym birinin arkasından
Neden insanlara güveneyim inanayım
Yok ki dostum kardeşim babam sevdam
Hocam yolcum yoldaşım yoksun
Özleyemiyorum seni
Galiba unuttum seni yada sensiz olmaya o kadar alıştım ki
Senle olmayı unutup seni unuttuğumu zannediyorum
Hissedemiyorum hiçbir duyguyu
Bu yüzden
Hiç bilmiyorum emin de olamıyorum
Ama ben galiba seni
Hala bazen biraz...

Var mı bilmeem

Bi ses var kulaklarımda
Burnumda bir koku
Ellerim yine yıllar öncesi kadar üşüyor
Gözlerimde yine aynı acı
Kulaklarımdaki ses giderek beynimi çınlatıyor
Bu koku sanki ölüm kadar uyku kokuyor
Ya da huzur ve ben ne olduğunu bilmediğimden emin olamıyorum
Ellerimde biliyor musun ki eldiven var
ve gördüklerim yıne ayrılık kokuyorlar
Sesin beynimden gitmek istemiyor
Çığlıklarımız gülüşlerimiz ve şakalarımız
Kokunu bu kadar iyi kazıdığımı bilmiyodum iliklerime kadar
Ellerin kaybolmuş belki de hiç ellerimle buluşmayan ellerin
ve bu gözlerimi yok etmek kör etmek istedim bi an için
Gidişini sırtını dönüp arkana bile bakmadan gidişini
Anlamsız sonu görmek zorunda mıyım yine
Bilmek istemiyorum delirmek istiyorum
Zihnimdekileri yok etmek huzuru bulmak,,,

Beklenmeyen Son

Küçükken oynayamadığım doktorculuğumsum
Gazete kağıdından para yapıp evimize getirenimsin
Hiç göremeyeceğim uzağımsın
Sen yaşayamadığım herşeyimsin
Acı olan eskiyen bunlar şimdi...
Sen rüyalarımdın şimdi güldüğün her rüya kabusum
Şimdi gözlerim kapalı rüzgarı dinliyorum
En büyük dostumdun ebedi düşmanımsın
Suç benim değil sen haklı çıkardın onları
Şimdi gülsünler umrumda da değil
Hissediyorum dünyaya söylemekte olduğun yalanları
Kimin umrunda
Yarınlarımı zavallılara dağıttım yarınlarımı
Sen benim en büyük haksızlığımsın
İçimi yakan sözlerin göz yaşlarımla aktı gitti
Şimdi gözlerim kapalı esiyor rüzgar karşımda gökyüzü var
Ve yer benden çok uzakta
Rüzgarı hissediyorum ve uçuyorum
Bittiyse herşey
Yani bittiyse tüm inandığım doğrular
ve bittiysem ben rüzgar benim ve uçuyorum...

13 Temmuz 2010 Salı

Yüzüne...

Senin yüzüne...

Bak hala aynı kitaptayım

Bıraktığın satırlarda

Üstüne şarkı yazamadım bir başkasına

Yazdırmadım da

Aldığın yani çaldığın kadar mutluğumu geri ver bana

Kitabın üstünde ağlar var

İçimde Titanikden kalma parça buzlar

Hiç bu kadar romantik olmamıştı dünya

Vaz geçişler ve kemikten vedalar

Yalanları içine almış dünyalar

İnanmak istemiyorum artık

Seni göbek deliğinden bağladılar

Kullanmak istemiyorum zihnimi

Radyomda senin çaldığın parçalar

Her ne kadar içimi acıtsalar da yok olacaklar

Soru İşareti

Küsüm ben sana belki inanamayacaksın ama bu defa şakadan da değil aferin sana,beni bile küstürdün ne mi yaptın dur anlatayım
Hani yokuş ortasındaydık bekliyorduk dostları biz dışında kimsenin bilmediği biz de yanımızdaydı ben sana sarılmak istedim birden beni ittin oysa ilk defa entrikasızdım ve masumca bi sarılmaktı bu,yavaş yavaş yokuşu inip gitmiştik söyleyecktim sana o gün her şeyi tüm ümitlerimi içimdekileri anlatacaktım...
Sonra dostları aldık vapurdan bi güzel eğlendik ve sen gözlerimin içine bakmıyordun galiba biraz da kızgındın sen kızdın diye ben susmalı mıydım verdiğim kararımdan caymalı mıydım tabiki de böyle birşey yapmadım yine senden vaz gecmeyi göze aldım ama benden vaz geçmeyi göze alamadım öylece durmuştun herkes gitmişti ve sokağın ortasında yine sadece biz ikimiz vardık tutamadım tutulası çenemi bikaç cümle döküldü dudaklarımdan sen arkana hiç dönmeden yürüyüp gittin hiç umursamadan işte o gün bana bir kelime bile söylemeden gittin ya sen küsmeden bana ben sana küsmüştüm yol uzundu ve bomboş baktım arkandan attığın her adım içime doğru yolculuğumu tetikliyordu ve köşeyi dönmeden önceki son adımın beni içimde yolculuk ederken içime hapsetti ve orada kaldım ama tek seninle doğru düzgün konuşuyorum ben sana anlatıyorum içimden derdimi bu dört duvarı o günden sonra hiç sevmedim ne vardı beni evimden buraya getirmenin ben heryerde susardım burda bana kafayı yemiş gözüyle bakıyolar ama hergün sen ziyaretime geliyorsun inanmıyorlar suskun bi teyze var karşımızda onu görüyorlar da seni neden göremiyorlar bu kadar küçüldün mü sen uzaklar da bu kadar aşağılarda mısın ki göremiyorlar galiba evet ama ben görüyorum seni uzaklardan gittiğin yokuştan gelişini hatta yokuş boyu giderken ettiğin o ağır hakaretleri yuttun tek tek ben de artık sana susmuyorum hatta tek sana konuşuyorum bu senfoninin son notasında bir bozukluk var ben bilemedim mutlu son bu ama neden eksik neden boşluk sana soruyorum??????????

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Kötü kedi ağlıyor

Bir kedi varmış kapını tırmalayan seni gece gece rahatsız eden ıslak hiçbir şeye benzemeyen bir kedi rüyanın en güzel yerinde namelerle mırıldanan nefret ettiğin nerden geldiği belli olmayan

ve bu kedinin içinde sana bağlı bir yüreği varmış bozgunlara uğramış sokak kedilerinin arasından kopup kapına gelir bu kedi her gece kapıyı açmanı ninni söylemek için bekleymiş saatlerce,en sonunda söylermiş ninnisini kendince sen uyu diye her gece,sonra sen uyanırmışsın;gözünün içine bakan bu kediye namkörlük bu ya terlik taş ya da eline geçen her neyse fırlatıp umursamayarak yaralarsın ve kedi gider yine ümitle kapını tırmalayacağını bile bile attıklarından kaçmak için değil ne olacak yine atsan yahu kafasına gelse ne olacak onun yarasından büyük yara açamazsın ya her gece istenmediğini bilen kedi yarası kapanmadan bir parça daha büyütüp ertesi gün yaralarını sarman ümidiyle yine kopup gelirmiş sokakların arasından ve yine sen görmezmişsin yolda seni takip edip sevmeni bekler ama sevmezmişsin bi de nispet gibi allı pullu kedileri sevmezmiydin al yine kanıyor yaralar fazla fazla oluk gibi kediler de ağlar bilmezsin ki ama gelip ağlasam sana yine terlik atacak kovacaksın ben gözünün içine bakacağım yokuşunun başında sen yine lanet okuyacaksın ben ninnimi bitirmeden yine dönüp gideceğim ama ümit işte

ve yıllar sonra...

kapının önünde bir kedi uyuyakalmış yaşlanmış yıpranmış yorgun ve lanet okuduğun kedi sen oradan bakıp oh bea geberecek naralarından kurtulacağım hesabını yaparken o çoktan kapının önünde ağlamaktan çapaklanan gözleri ve yaşlanmış ölmüş bedenini göreceksin ve bilmeyeceksin hiç,rahatlamış hissedeceksin ve bir daha kapını tırmalayan ardından göz yaşı ve naralar döken kediciği bulamayacaksın
bir gün yaşlanacaksın ve hatırlayacaksın belki o zaman anlayacaksın naralarının sebebini ve kendini suçlayacaksın belki ağlayacaksın ama sakınnn,o kedi senin uğruna boş yere göz yaşların aksın diye ölmedi...

Var da siliniyor

Ben 1520 lerden kalmayım
Bilimsel,sanatsal ve teknolojik geride yani
yani o kadar cahil
ama bi o kadar da aşk benim için eski ve taze hala
Felsefem aristodan kalma
Benim dediğim doğrudur
Başka felsefeci de yok gibi ortada pek fazla
ama yavaş yavaş günümüze yakalşıyorum
ve hayatımdaki güzel olasılığını yok ediyorum
kendimden uzaklaşıyor duygusuzlaştırılıyorum
Şimdi tam olarak şimdi ölmek istiyorum
Farkımı geri istiyorum bi makineden,değirmenden
Peki nereye gitti farkım?
İşte uçurum
peki niye çekemiyorum ayaklarımı
ggazzdan,
aaa fren neredee?
Ah unutmuşum koymayı hayalime
Uçan gemili araba yapmayı hayal etmişim
Güzel de uçurmuşum da
Nerede bu fren şimdi?
Aman neyse
Zaten hiç basasım yoktu
Şimdi düşüp ağlamak zorundayım
eh olsun o kadar da
iki gün ağlarım sonra
Gülerim yaptıklarıma
hatıraların büyüklüğü kalır...

Misafir

Beklenmeyen ve istenmeyen misafir son zehri ellerimden içmek istedi,katilinin ben olmamı istiyordu zehri verdim ellerimle;ama ellerine sonra tamamını ellerinden içtim katilin kim olduğunu anlasn diye kimn kimi öldürdüğünü...

Zavallı sanıyordu beni bakışlarıyla halbuki farkında bile değildi gördüğü ben değildim yüreğime gecekondu yapmıştı ve camdan bakıyordu bi an kendisiyle gözgöze gelmişti ay ışığının flu romantizminde ve terkedilesi olduğunu düşünmüştü gördüğünün bu yüzden terketti önce kendisini sonra beni bir vedaya gerek duymadan.

Bileceksin

Dünle bugün arasına çizgi çekmeyi bileceksin yeri geldiğinde çekmezsen dünü kötü sayarken dünkü kadar şanslı olamayabilirsin ve vedaları gerekiği yerde edebleceksin,bi mendil ıslatıp herşeyin ardndan denize fırlatp yeni temiz mendili yürekten attığının yerine koyabileceksin cebine ve o da zamanı gelince atılabilesi olacak çöpe,bu veda herşye olablir sevgiliye aileye bi dosta ya da kişinin karakterndeki zararlı bir alışkanlğa.Sen içime yerleşmiş hücrelerime zarar veren kötü alışkanlığımdan başka bir şey olamadın yan, faydan zararından azdı ve zararlıydın bedenime.Ceplerim yüzünden mendillerle dolu içim boşluk ama hikayeler ilginç ve hoş ardındaki.Umursar bakışlarında saklıyım artık...
Bir gün bir yerde ararsan bulamayacaksın beni.Başaramazsın çünkü gözlerinde saklıyım ve bulamayacaksın çünkü beni gömdün içine mezar taşıma da yazdın kocaman sevdiğim diye karıştıracak bulamayacaksın diğer yalandan sevdiklerinle farkedemeyeceksin diğerlerinin arasında;ama sana bir ipucu diğerlerinde sevgilim yazıyor,sevip de gömdüğün tek ben varım ve onlar hala yaşayanlar beni tüm benliğimle gömdün...

Duvarlar

Güzel şiirler geçmiş aklımdan senin için sana dair bazen kendi kalemimden harmanlamışım bazen yazılanlardan nağme yapmışım ardından,kah var olmuşum kah yok,bazen de gelip gitmişim özümden yolun yarısında dönmüşüm içimdeki gerçekten,suçu kendimde aramışım ve hep kör olmuşum ve sığr ve dilsiz komik olmuşum gülmekten çok güldürmüşüm benim olmayan yıkıntılarla dolu bir benle,susmayı öğremşim bomboş konuşmalarla güzel bir cümle çıkmasından korkup bomboş cümleler susmuşum ağlamamak için vedalarda,sen demişim bana ben demişim benim olmayan bir sana güzel güzel düşler gönderirken peşinden hiç de fark edememişim sırtımdan yediğim hançeri ve zavallı olmuşum gözlerde vaz geçmek istemiş yapamamışım tam yeri geldiğinde,şimdi ne ben kalmış ne de bende sen sadece kalan hayata bomboş gözler yürekte duvarlar çin seddinden uzun everestten yüksek ulaşılamaz duvarlar...