13 Aralık 2010 Pazartesi

Bir çocukluk anımın yıllığı...


Bazen abi bazen baba,küçük kardeş ya da çocukluk arkadaşı ve aşkı eskilerden gelen bir huzur gibiydin...Tüm abiler kadar uyuz baba gibi koruyucu kardeş kadar sıcak küçük şirin bir çocuk gibi nazlı ama bir o kadar sevecen duygusal... Güzel bir dost şakacı,nazlı ve inatçıbir küskün;kırılgan ve kırıcı şu okuldaki üç beş koruyucu meleğimden biriydin nasıl oldu anlamadım ama birden görevinden vaz geçtin...
Nazik,bakımlı,efendi,uslu,neşeli yani benden daha.....?(zarifsin)
Bu okula dair unutmak istediğim çok şey var bunu sen de çok iyi biliyorsun,hiç bir zaman unutmayacağım ve unutmak istemeyeceğim anılar arasında anıl sen bi de sınıfımdaki bazı dostlarım var gerisi yalan bundan sonraki hayatında başarı filan dilememi beklemiyorsun heralde senin başarılı olacağını ikimiz de çok iyi biliyoruz.Şimdiki gibi gülmen ve aynalarla sonsuza dek barışık kalman ve hep yanımda olman dileğimle...
Ben elimden geleni yaptım,içimde yaşatmak için beni mutlu eden bu duyguyu,şimdi sen bunu ister okursun ister hiç umursamazsın istersen herkese dağıtırsın buradaki metin ve şiirlerin 5-6 tanesi hariç tümü sanaydı vedayı afilli yapmama gerek kalmadı ne demiş Nazım:
-Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan.....
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna
rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun.
Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme
yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.
Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?"
diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.
İki ucu keskin bıçaktır bu işin.
Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman.
Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.
İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
Sen,"Ama senin için şunu yaptım" derken o,"şunu yapmadın" diye cevap
verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka
bir iddiayla karşılaşacaksındır.
Üzülme,sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.
Özledin,içtin,ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
"Peki o ne yaptı" deme.Herkes kendinden sorumludur aşkta.
Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller
koyuyorsa bu onun sorunu.
Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için
uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü
sonuna kadar yaşasın.
Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak"
yaşamayı öğreneli çok oldu.
Hem ne olmuş yani,yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.
Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki....
Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.
Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu?
Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da
keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın
yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.
Yürek sesi ne bilmeyenler,ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma;
yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.
Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen
cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini... "

Ben benim için elimden geleni yaptım bu nedenle mutluyum senin de mutlu ve iyi yerlerde olmanı diliyorum bir vedam eksikti sana şimdi tam oldu kendine iyi bakman dileğiyle hiç veremediğim yıllığını da bir sonraki metin o olacak ve bir kaç sene içinde çıkacak olan kitabımda bu şiirler de olacak tabi adın da ama eklenecek bir aşk daha olduğuna inanıyorum ondan sonra o kitap çıkacak sana benden tertemiz bir selam...

13 Kasım 2010 Cumartesi

Tek kelime etmeden koşuyorum deniz aşırı nöbetime
Kimsenin hala kanıtlayamadığını ellerimle getirmeye
Bir şarkı yazdım yollarda bir de şiir
Bir resim çizdim yollar kadar açmışsın kucağını
Atlantis kadar derinden kopup geliyorum
...Sadece sus seyret bu defa...
Seninle keşke Akdenizin puslu romantizminde tanışsaydık
Ya da boğazın ortasında sana bırakmak üzereyken
Ya da anadolunun bir köyünde bir çeşme başında
ya da eskilerde tanışsaydık adın kara olmadan önce
Sen kirlenmeden...
...Ve ben seni ilk görüşte sevmeden Karadeniz`im
Gel diyesim vardı sana
Kal diyecektim yanımda sonu olmayan bir süre
Sevgi mutluluk ve güzel olan her şey bizim olsun diyecektim
Fark ettim ki gitme ihtimaline yorgunum ben
o yüzden gelme
...Ağlamak istemiyorum artık
vedaya gerek yok başlangıcı olmayan yolun bitişi yoktur
Git benden ve bir daha gelme!!!
Şarkılar şiirlere götürüyor
Şiirler aşklara
Aşklar acılara
Acılar yalanlara
Yalanlar çıkmazlara
...ve sana getiriyor seni çıkmaz yapıp
Beni sürüklüyor
Benim şarkım sensin
Seni dinliyorum
Şiir yazıyorum
ve yalanlar söylüyorum gerçek olmayan
Senden uzaklaşmak için yalanlar...
Gideli oluyor hayli...
Gittim de nereye ne kadar!
Bir sigara ucundaki külsen
ve döneceksen nedir bu ısrarım?
Bir sigara yakıp gelişine bakayım
...O kadar kolay değil ben sigaramı yakarsam
Sen denizaltından çıkıp gelmek zorundasın buralara
Son sigarana yakılan türküyü de söküp gelmek zorunda
En kötüyü tahmin et dediler ettim üzüldüm
Sonra o değil dediler göklere uçtum
En olmamasını istediğin oldu dediler ağladım
Sonra vaz geçtik olmadı dediler rahatladım
Kafamın almadıklarını olur yaptılar adı üstünde anlamadım
...Çok tuhaf şeyler oluyor etrafta sadece bakıyorum
Başlaması beş gün sürmüştü
Kendisi üç gün kaldı içimde
Keşke başladığı kadar uzun kalabilseydi yerinde
Son beş dakikası olmadı bile...
Bırakıyorum masamda kalemimi
Yazdıkça yıpratıyor beni
Yanlışın nerede olduğunu bulmadan almayacağım elime
Aksa da sonsuz dizeler zihnimden
Uzak durmak en doğrusu galiba
...Mümkün olmayanı anlatmanın yorgunluğu gidene kadar
Hatta sormadan kendime bile uzak ne kadar uzak
ve nasıl uzak?
Bilmem bir bilmem beş sene sayamam bir ömrü
Huzur evimin sallanan sandalyesinde huzurum
Karşımda bir portre parlıyor gözleri
Geçen yirmi senenin şakası gibi mutluluklarımı hatırlatıyor...
Sen o'sun buldum seni
Adın belli değildi önemli hiç
Sen o'sun istemeden gördüm seni
Gördüm ve anladım
Henüz tanışmadık ama ismin de cismin de belli
...Sen o'sun ve hissediyorum
Sen bu defa son o'sun!
Bir dünya sahnesinin ortasındayım
Set ışıkları bana baş rolmüşüm gibi davranıyo
Masamda incelediğim kadavramdan farkımı arıyorum
Bir kanyakla içimi ısıtıyorum
Farkı mutlulukta hayatın huzurunda ve tanrıya şükran borcunda buluyorum...

8 Ekim 2010 Cuma

Sen...
Nefes almak gibisin
Alabildiğin sürece yanımda olduğun sürece her şey çok normal
Olmadığın her saniye hayat bir ızdırap
Sen...
...Koşup koşup su içmek gibisin
Terli olsanda
Hasta olup yataklara düşsen de
Anlamı yok bunların
Terli terli su içmek gibisin işte
Hani çok susamışsındır
Annen yasaklar ama
Yine de söz dinlemeyip içersin işte
Seninle keşke Akdenizin puslu romantizminde tanışsaydık
Ya da boğazın ortasında sana bırakmak üzereyken
Ya da anadolunun bir köyünde bir çeşme başında
ya da eskilerde tanışsaydık adın kara olmadan önce
Sen kirlenmeden...
...Ve ben seni ilk görüşte sevmeden Karadeniz`im
Tek kelime etmeden koşuyorum deniz aşırı nöbetime
Kimsenin hala kanıtlayamadığını ellerimle getirmeye
Bir şarkı yazdım yollarda bir de şiir
Bir resim çizdim yollar kadar açmışsın kucağını
Atlantis kadar derinden kopup geliyorum
...Sadece sus seyret bu defa...
Gel diyesim vardı sana
Kal diyecektim yanımda sonu olmayan bir süre
Sevgi mutluluk ve güzel olan her şey bizim olsun diyecektim
Fark ettim ki gitme ihtimaline yorgunum ben
o yüzden gelme
...Ağlamak istemiyorum artık
vedaya gerek yok başlangıcı olmayan yolun bitişi yoktur
Git benden ve bir daha gelme!!!
Şarkılar şiirlere götürüyor
Şiirler aşklara
Aşklar acılara
Acılar yalanlara
Yalanlar çıkmazlara
...ve sana getiriyor seni çıkmaz yapıp
Beni sürüklüyor
Benim şarkım sensin
Seni dinliyorum
Şiir yazıyorum
ve yalanlar söylüyorum gerçek olmayan
Senden uzaklaşmak için yalanlar...

11 Eylül 2010 Cumartesi

Veda busesi

Gidiyorum ben kapanan her defter gibi seni bu noktada bırakarak
Gözümde yaş yok merak etme
İçim hala neşeli ve yaramaz
Ve mutluyum
Sadece isterdim ki bu veda böyle olmasın
Kavgalar ömrümüzü boğmasın
Sadece isterdim ki bir hatıra bize kalsın
Yanaklarından başlayan sıcak veda busesi

??

Madde1:Doğru söylüyor dostlar bir kere ve temiz seveceksin
Madde2:Ben karşılık beklemeden severim
Madde3:İnsanlar gözünün içine bakarak da yalan söyleyebilir inkar edebilir
Madde4:Yanında sıcaklığını hissettiğin bir insanın sıcaklığı her zaman yerinde durmaz
Madde5:Ateşle oyun olmaz
Madde6:Eski dosttan düşman olmaz
Madde7:Dostumun dostu dostumsa dostumun aşkı arkadaşımsa arkadaşımın aşkı dostumdur
Madde8:Aşkımın manitosu arkadaşımsa bu aşk olmaz
Madde9:Aşk bir boktur yemeyen yoktur,her bok sonunda gireceği deliği bulur
Madde10:Delilere zeval olmaz
=>Ben elini yakmış deli bir dost isem arkadaşımın aşkı neyimdir?

Rakım

Merhaba tanışalım
İlk kez karşılaşıyoruz
Yani karşılaştık ve bakıştık ama uzaktan
Merhaba,sadace merhaba
adımı biliyorsun ve ben de biliyorum adını
ilk gördüğümde memnun olmamıştım
Tuhaftın saf ve kişiliksiz göründün gözüme
Sevmem ben senin gibileri
Deli dolu hür pak olacaksın kendin olacaksın
Selam verilecek görülmeye değer olacaksın
diyorum ya sevmemiştim seni

Tanışalı bir ay oluyor
yavaştan ısınmaya çalışıyorum sana
Hala soğuksun
Isınmak zor oldukça susuyor en zor zamanda gerçekleri pat diye söylüyorsun
Seni anlayamıyorum yanımda öylece oturuyorsun
Sonra birden saklambaça başlıyorsun galiba olmayacak bizimkisi

Bir sene olmak üzere
Hala alışamadıklarım var ama artık seni tanıyorum yavaştan
Isınma konusuna gelince ısınamıyorum sıcak rüzgarları hissediyorum ama
Bilemiyorum sebebini içim neden uzak
Galiba korkuyorum

Seneler geçiyor
Ben sana ısındım şimdi yokluğuna alışamıyorum
Hayat bana bir hayat verdin
Şimdi baştan başla diyorsun
Peki söyle hayat
Hissediyorum hayat seviyesine yüksek rakımdayım
Başlangıç noktasına çok uzak mıyım?

9 Eylül 2010 Perşembe

Demiştin ki
bu günlerimizi bu gidişle arayacağız
Gülüp hadi ordan bundan daha ötesi varsa zaten biter dedim
Şimdi düşünüyorum ve gülüyorum
Nasıl da bilmişim

Hayal gibi gerçek gerçek gibi hayal

Bütün dilleri bilmek istiyorum içimden
Tüm sanatlardan anlamak istiyorum
ve farklı olmak ama özenen değil
Denize daldığımda tüpümde hava biterek vurgunla ölmek mesela
paraşütümden atlarken özgürlüğü ruhuma taşımak
resim yapmak istiyorum duygularınkini mesela
En çok aşkın resmini her ne kadar sürrealist olacağını bilsem de
Bi ispanyol bi afgana sormak istiyorum aşkı ve de özgüllüğü
Merak işte kendim dikmek istiyorum ellerimle teğel aldığım elbiseyi balomda
Bütün müzikleri dinlemek istiyorum
Elimde silahımla Ay'ı vurmak istiyorum mesela yani o kadar keskin olsun kurşunlarım
Koşmak değil atın rüzgarına kapılmak saçlarımı savurmak
Briç değil poker değil konken değil batakta saatler harcamak
Bir çingene kadar özgür ve tutkulu dans etmek isterim
Tiyatro sahnesinin ortasında evimolmalı mesela
ya da bi karavan gezici bir muayanehane
F1 pistine yarış yokken dalmalıyım son hız kim tutar beni
Bir kadavra başında saatlerce kaslarına da bakmak isterim
kırların ortasında kebap yapan arkadaşımla pikniğimi yapıp
Sonra ilk bulduğum büyük ağacın gölgesine serilip kitap okumak
sonra da mışıl uyumak serinliğin ortasında
kırlara dalmak isterim kamp yapmak ellimde olsam da
ve aniden bi sokağı dans pisti haline getirip tango yapmak
Ve yaşamak kimseye sormadan
Ölmek...
Tıpkı yaşadığım gibi mutlu ve aniden
Tanrıya olan tüm şükran duygum içimde gülümseyerek hayata
Açıyorum gözlerimi hayal bitti bir dans pistindeyim
Yaşım 47 parlayan gözlerim ve tüm minnet duygumla yıkık bir sahnenin ortasında karavanımdayım bir piknik sonrası rüzgarım yatağıma uzanmış
gözlerimi yumuyorum tanrıya minnettar öylece uyuyorum :)

8 Eylül 2010 Çarşamba

Kime ve neye bu hoşça kal
Kaç su bardağı katmalı ki tadı yerine gelsin dünyanın
Sıkıştırılmış zamanlar arasında molalarda hatırladıklarımdan
Dostların şarabının yudumundan bir tatlı hoşça kal al
ve bana bırak dünyayı,çok sarsmam merak etme sadece bir veda kadar hoşça kal
Yine bir sabah ve yeni bir sabah ıssız ve kuş sesleriyle
Çırpınan dalgalar da cabası Karadenizimde
Bir huzur dalgası esiyor yüreğime
Mutluluk...
Serumla oruç bozmak gibi
...Yasaklar arasında evet
Sen mutlu olurken kötü her şey kazaya kalıyor
Ve yaşamak tadına öyle doyumsuz ki insan
Bugünü yani her şeyiyle yaşamalı
Yaşamalı ki yarın imamın kayığında gezintiye çıkarken
Dönüp asla ardına bakmamalı..!

Açıyı buldum ama tutturamamdım

Bir fotografçının aşkı neyse bendeki sen de oymuşsun
Fotograf çekerken en güzeli kendisi bulur
Açıyı da ışığı da
Bir kaşifmişim ve bir fotografçı
Işığı da ben vermişim sana açıyı da
İçini keşfetmişim dışını fethedemedikten sonra bu bir şeyi değiştirmez
Hafızamda fotograf olmaktan öteye gidemeyeceksin
Bense bir fotografçıdan...

6 Eylül 2010 Pazartesi

Beni aklında tut

Bir renk bir sayı ve bir isim tut aklından
Tuttun mu?
Şimdi hepsini bana bırak
Bir hayat tut aklından bir şarkı ve bir şiir
Bir kağıda yaz ve yut
Şimdi mi bekle kağıdın acı tadı ve mürekkebin rengi diline dolanacak
Diline dolandığında eğer tuttuğun bensem
Yuttuğun banaysa
Mürekkep diline dolanmadan ben beline dolanacağım...

5 Eylül 2010 Pazar

Artık korkum yok
Duyacaksın,bileceksin,güleceksin gibi
Duydun,söyledim,güldün
Ağlama
Ben sözümü tutuyorum
Ayları tek tek rüyalarıma katıyorum
Adı ben de saklı demiyorum
Bitişi sıcak şarabımla seyrediyorum
Bir yudum da senin için
Bir ömür de...
Senden gidiyorum ben,
Kalırsam canım yanacak çok
en iyisi gitmek senden
Yine canım yanacak ama
Sendekinden çok değil
...Israr etme kalamam!!!
Kapanmazları var içimin
İçimde hem fikir zaten senle
Dikişlerim de patlasa gitmeliyim...

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Sen de farkındasın biliyorum
Bu aralar çok yalan söylüyorum
Bu aralar seni unuttukça hatırlıyor
Hatırladıkça yalan söylüyorum
Bilmiyorsun ama ben seni çok özlüyorum """"
Seninle aşkın engel tanıdığı sınırlarda tanıştık
Yeniayın gölgesinde yaşadık dünyamızı
Palyaçon gibi neşe katardım mutlu dünyamıza
Sense bir şehzeda misali asil ama
İmparator kadar kadar cesur ve hazır olmayandan hani hayata
Bambaşka bakıyorduk dünyaya
Ben denize bakıyorum alabildiğine
Sen masanın diğer tarafında
Haliyle sen bana
Denizin sesini duymaktan bıkmış bir halin vardı sanki
Siluetini merak eder gibiydi tavırların
Tıpkı aşkın sesini duyup onu bulamamak gibi
ya da icat edip kullanamamak gibi bir bilim labaratuvarında
Hayat aslında ikimizede eşit güzeldi
İkimizde kördük
Senin gözlerin gören bir kör
Benimse kör olan kalbim
ve yetinemedik içimizdeki manzaramızla
Sıkıldığımızı ve vaz geçebileceğimizi zannettik
Oysa  ölümcül delesyonlar kadar imkansızdı gerçekleşmesi bu aşkın
Ya yalanlarla mozaik olacaktık
Ya da yaşamadan yok
Biz var olmayı seçtik ayrı yalan dünyalarda ayrı yalan aşklarla
ve geride...
Geride ağlamaklı bir palyaço gözü kör bir şehzadeyle...

20 Ağustos 2010 Cuma

Seni seviyorum çocukluğumun bittiği yerde
Olduğu kadar insanca olabildiği kadar
Hayvanların diline düşecek kadar
Seni seviyorum yaşadığım gün kadar
Varlığın benden ezeli ruhun benden ebedi
Deymesin sana sevgilim namahrem eli
.......değecekse bile satılığa çıkardığın ruhun benimle gelmeli
Ruhun benden ötede bende ebedi

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Rüya~Kabus


Bütün sevmediğin insanları bir rüyada görürsün ya hani

Bi evde kalırsın hepsiyle istemeden

Bi odandan diğerine geçerken ya da koridorun ortasında çıkar ya karşına

Bitmez tükenmez odası vardır hani

Kendini kabusa çevirecek kadar sıkıcı olmaya başlamıştır hani

Tam o sırada sen beliriverirsin hani işte kabus olan kısmı bitmiştir...

Aradaki fark bu işte..


Sen hiç yapamadığın bir şey için ağladın mı
Ya da düşürdüğün bir şeker için
Bir cümlesiyle dostlarından caydın mı
Hiç tek yudum atmamışken ağzına birden ayılamadığını anladın mı
Durup dururken yerli yersiz dünyaya dengesiz davrandın mı
Sen hiç yalnız kaldın mı onlarcasının arasında
Sen hiç sana şiir yazdın mı
Hiç şarkı dinlerken seni düşündün mü
Esen rüzgarın minik dokunuşlarında yanında seni hissettin mi
Hayır mı?
O zaman beni anlayamazsın işte…

17 Ağustos 2010 Salı

Bilmiyorum


Hiç var oldum mu sende bilmiyorum
Beni içinden yok edebildin mi bilmiyorum
Hangimiz kimi daha çok sevdik bilmiyorum
Neredeydik nereye geldik
Neden buradaydık ve avuçlarımızdaki sıcaklık neydi bilmiyorum
Git dememe rağmen neden gitmedin bilmiyorum
Gel dediğimde beni neden terk ettin bilmiyorum
Bana hiç sevdiğini söyledin mi bilmiyorum
Hatta beni hiç sevdin mi bilmiyorum
Hiçbir şey bilmiyorum
ve artık biliyor musun seni seviyor muyum bilmiyorum...

Aşk şehidi

Yolun yarısındayım işte yada hayli yarısını geçkince ah Cahit Sıtkı sana güvenmiştim oysa ilkokulda okurken şiirlerini okurken görüp sevmiş sana güvenmiştim otuz beş yalanına daha yirmime gelmeden cevherimi sömürenler şakaklarımda dönen hinlikler kaşlarımda çatıklığa neden olmaya başladı ruhuma serpilen kırışıklıklar biraz yalnızlıklar biraz ağlamaklı yanlışlıklar erken indirdi beyazları ruhuma mayınlara basmadan düşmanı bulmaya öldürmeye çalışrken ben aşk şehidi oldum serseri ve seferi bir mayın yüzünden(?)

15 Ağustos 2010 Pazar

Noktaya bile muhtacım


Korkuyorum hayatımdan bir noktayı bile kaybetmekten artık korkum insanlardan da birazdan gözü pek olanlardan değil beni kendisine benzetmeyi başaranlardan,çok okuyup bilgisi bol içi çürümüş ruhsuz cehaletten korkuyorum işte...
Başta senden korkuyordum beni kırmandan,bi de dost kaybetmekten ya da kardeş saydıklarımdan birini ve dürüstlüğü ve inancımı kaybetmekten aşka,sana,tanrıya ve hayatın güzelliğine olan inancımı kaybetmekten korkuyordum,sonra hedeflerimi kaybetmekten korktum ve masumiyeti ve doğallığı ve hayallerimi,şimdi diyorum ya bir noktayı bile kaybetmekten korkar oldum.
Önce güvendiğim seni kaybettim sonra inandığım seni kırılmak ne kelime önce yamuldum sonra paramparça oldum içimin her parçası ayrı bi köşede kaldı kimisi dualarda doğanın bi köşesinde aşk neki ben seninle duyularımı duygularımı da kaybettim tanrıya kızdım yeri geldi senin yüzünden onun ne suçu var ki o bana ders olarak seni gönderdi senin yüzünden sınıfta da kaldım anlayacağın ve güzel hayat vardı ya biz gülüşürken şimdi o hayat her gün batan iğneler lanet işte giderek hayallerime seni yerleştirdiğim için tümden sen onları da alıp gittin ve hedeflerim ardından ağlarken bana el salladılar ve kayboldular...
Senden sonra üzüldüm çok üzüldüm kabuslar gördüm gidiyordun sanki gerçekte gitmedin komik işte masumiyet müzesinde kaldı işte doğallığım içten sevmelerim şimdi sevdiklerimde parçalarını topluyorum ki özlemeyim kiminde bi bakış bi şaka ses rengi ama kızgınım sana işte kaybettim senin beni kaybettiğin gibi bi köşe başında şimdi giderek kendimi kaybediyorum hayatımdan bi dostu arkadaşı kardeşi sevgiyi sevgiliyi masumiyeti doğal bi aşkı gerçeği hayallerimi kendimi kaybettim bi noktaya bile muhtacım çünkü totem yaptım o kaybolduğunda sen benden vaz geçmiş olacaksın.
İşte bu yüzden bi noktaya bile muhtacım...

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Ben ben ben


Uyudum,uyutuldum büyümeyi bekledim
Tüm abeslikleri normal karşıladım da normalleri sadece uzaktan seyrettim
Yalanlar,yalancılar çevremi tavaf ederken
Gerçeği nerede kimde görebilirdim
İçimdeki çocuğu kendi yetiştirme yurdumda serbestleştirdim
Özendiklerim asla ulaşılamaz değildi
İçimdeki müziklerle gelip gitse de bazen
Ben içimden hep iyiydim kendime yettiğince sevimli
Kendime zarar vermeyecek kadar bencil
Zihnimdeki soru işaretlerini kitaplar arasında noktaya çeviremedim
Çıktım yola gidiyorum
Yollardaki çizgilere sora sora ilerliyorum
Arayanlar ulaşamıyormuş
Yerim tek değil çok yürekte homojen dağıttım kendimi
Ama aradığınız sadece bedenimse
Bi piyano kenarına sinmiş olabilir
Ya da aradığımı bulmuşsam eğer
Bulduğum yere yerleşmiş ve daha başka arıyor olabilirim...

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Konuşmayı bilmiyor değilim
Susmam gereken zamanda konuşmayı da severim
ama bilir misin ki
Ben beni en konuşkan zamanda lâl edip seni dinledim
Sen beni en suskun anlarda dahi bir kerecik dinlemedin
Şimdi saklı bir ruh gibi hücrelerimin arasında ne yüzle dolaşıyorsun
Ne acısı veriyorsun ki diken bile olamazsın sen
aman diyeyim lutfedip alınma oralardan,sen kendinle evlenip bana boşanan bi adamdın
Yalanım varsa sen olayım
Doğrun varsa konuşurken doğrun kadar ben ol inşallah...
Ağzımın payını aldım
Bu defa sözlerinin karabiberi fazla oldu sanki
Her şeyin adabı vardı muaşer zamanda
Edepsizin biri geldi konuştu ahir zamanda
Hunim tepemdeyse de altında yatan beynim
Senin zavallının yanında küçük kaldığını da bildi..

10 Ağustos 2010 Salı

Kime ve neye bu hoşça kal
Kaç su bardağı katmalı ki tadı yerine gelsin dünyanın
Sıkıştırılmış zamanlar arasında molalarda hatırladıklarımdan
Dostların şarabının yudumundan bir tatlı hoşça kal al
ve bana bırak dünyayı,çok sarsmam merak etme sadece bir veda kadar hoşça kal

köprü

Bi köprü başındayım üç ihtimal var
Biri atlamak içindeki ateşle cehennemi karşılaştırmak için
Biri geri dönmek sözünden
Hiç istemesen de gururu geçip onurunla sevmek yani onurunu da olaya dahil edip
Yani gerekirse gözü kapalı ayaklarının dibine sermek onu da
Bir diğeri ise gitmek içinden bir şeyleri sende bırakıp uzunca gitmek
Bir ağlayıp bir gitmek
Bir vaz geçip dünyadan bir gitmek
Bir adımda bir sene vermek ruhundan
Bir işte bir köprünün herbir yanı sana çıkıyo da
Doğru neresi..?

Eksik çok

Baştan sona eksikti her şey
İmzası yoktu mektuplarımın mesela
Yani o kadar da cesur değilmişim
Bak bir cesaret eksikmiş
Yokuş başlarında dolanırken midemde şarabım
Kucak dolusu söylediklerim yalanmış
Dürüstüm eksikmiş
Çok basit gidip gelebiliyormuşuz
Bağımız eksikmiş
Bak sensiz nefes alıyorum
İçimdeki yangın eksikmiş
Ve bitişimiz baştan belliymiş bitiş nedenimiz
Büyük bir aşk eksikmiş
Şimdi ne fark edermiş
Bir aşkta bir sen bir de ben eksikmiş
Paşa paşa ağlayacağız
Bak gördün mü içimizde göz yaşı da eksikmiş..

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Ben geldim demedin
Hoş geldin dememi bekleme
Şimdi ardında bi hoşça kal bekliyordun
Ama gidiyorum demeden alıp gittiklerin
Sadece bir defolu hak ediyor!!

(?)

Kimim ben Gül'ün büyük kızı?

Ahmet'in küçük torunu?

Zeynep'in bilmem nesi?

Ali'nin doktoru Nüzhet'in zavallısı...

Sıfatlarım yok mu benim ben neyim?

Toprak kayboluyor ve boğuluyorum

Hayallerim tek tek terk ediyor kabuslar zihnimden ayrılmıyor

sokakta bir ninni çalıyor ben uyuyorum

kim olduğunu unutup uyuyor mutlu oluyorum

bi anda


Ne hoş geldin dememe izin verdin
Ne de bir hoş'çakala yol gösterdin
Gittiğin belli değildi köşeyi dönene kadar
Hep gözün gözümdeydi geri geri uzaklaşırken
Ben içimden son damlasına kadar öyküler yazdım ardından
Baş rolü hep sana ayırdım
Hep sahnem doluydu sen varken
Şimdi sahne boş koltuklar kadar
Ve içim işte o hepsinden boş
Eskiler bitti...
ne sen baş rol oyuncusu ne ben yönetmen
Sen küçük tiyatro figüranı ben sallanan sandalye ölüsü...

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Süzüyorum denizi yüzgeçlerimle damla damla ve doyumsuz bir hayal tadında yaşam her şey sizinle her şey mükemmel dostlar...
O da ne..? vira vira vira !!!
vira..? işte o ne ki?
nereye gidiyorsunuz?
Yalnızım vira
Gel beni de al vira
Dünya gitti vira
Dostlar terk etti vira
Her neysen ya beni de yanlarına götür
Ya da onları bana vira peyser biya...

Rahmetli

Ölüyorum...
Nefes alarak ölüm bu gibi
Kim olduğumu bulamıyorum
Hayallerim var mıydı hafızam yerimdeyken unutuyorum
Müzikler sadece kendini sözlerle ifade eder oldu
Hiç uğruna ölmüş olabilir miyim
Yani o kadar enayi
Yani bi o kadar ahmak ve saf
Son arzum sorulmadı
Ani oldu ölümüm
Kanserden hazin trafik kazasından hızlı
Tabutum yok ruhumu bir tabu-taa sığdıramadılar çünkü
Son arzum sorulmadı
Eğer sorulsaydı
o zaman bu zaman değişir miydi bilemem
Şu anda kaldırılamayan cenazem önümde serili
Bakıyorum ve gözümde taşmaya ramak kalmış şelale
Biliyorsun ki kendime ağlamıyorum
Son arzuma...

1 Ağustos 2010 Pazar

uyukma

Şeytanla anlaştık bulaşmayacak sana
Zaten gerek yok dedi o kendine yeter
Şerefle kanka olmuş sonra içine etmişsin şerefin
Haydi dünya durmadı döndü sen ona uyma şehzadem

nur top-u

Ah işte zamanı geldi
Sancılar başladı
Ölümden beter sancılar
İşte suyum geldi
Tebrikler sevgili
Nur topu gibi bir ayrılığımız oldu

Yağmur duası

Uzaktasın ve bana acıyorsun hafiften
Dostane bir acıma bu
Görmüyorsun nelerin olup bittiğini
Anlattıklarım kabus gibiydi evet
Şimdi birlikte göreceğiz daha gerçeğini
Hiç ummadığın yerde çimleneceğim
İçine tohumlarımı attım
Şimdi yağmur duasına çıktım az kaldı geliyorum

Dudak payı

Yanıyorum dünya alev aldı
İçim üşüyor ruhuma battaniye lazım
Bikiniyle kutuplara gidesim geliyor dışımdan dünya yanıyor
İçtiğim çaylarda yok tat
Ben her şeyi bıraktım geliyorum
Dudaklarında bana pay bırak

Belirsiz ve giderek siliniyor

Sensizliği tasvir ettim hep ya da seni
Sen varkeni bilmiyorsun
Kuru ovalar var ya şimdi karşımda onlar yeşildi
Denizlerin dalgası içimi serinletirdi
Gülücükler ömrün tadını getirirdi
Söylenemeyenler dünyayı bir başka sevdirirdi
Dualar karmaşık gelmezdi
Yoktu edilesi başka dua
Yıllar gün misali geçerdi
Kavgalar küçük olanlar yani
Ben galiba seninle olabilmeyi hatırlayamıyorum
Zihnim çok karmakarışık çok boş
Hayat günlük tadında geçiyor
En inanılmazı da yavaş yavaş unutuyorum
Dünyayı geçmişi seni beni anıları her şeyi ortağı yakını uzağı
Tek net hatırladığım bir akşam üzeri sınav çıkşı hani
Bir yemekti en güzelden ibaret
Sonra bi maç bir de filmdi tüm güzel anıların başında
Sonra telefonlar çaldı iki ayrı kutba dağıldık
Arayanlar,onları kimdi hiç sormadık...

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Böcek

Basitliğin böceği çıkmıştı dünyada
Uçuyor konduğuna hastalığı yayıyordu keşke kanamalı olup yok etseydi
Ama dokunuyor dokundukları dokunuyor yayılıyor
Beş para etmez adam doldu dünyada
Korkum bana dokunmasıydı ya nerden bileydim
Benden önce sana dokunacağını..

İcat

Bir mucit oldum sonunda
İcadım yok ortada
Sor bana neden mi mucidim
Bir nedeni yok aslında
Sende olmayanı kendim buldum
Başta var olanı keşfettiğimi sanmıştım ama
Meğer olmayanı icat etmişim sana dair...
Bıkmamak lazım hayattan
Hedef koymak ve ilerlemek gerek
Her adım tamdı da
Hedef bendim beni on ikiden vurdun
Şimdi benim karavanalarım yüzünden hayatımda sen yoksun

Ben-i sen

Ben seni anadolunun yüreği gibi sevdim bir kere ve vaz geçmeden
Sen beni Boğaziçinin gelip geçiciliğinden sevdin
Ben sana bitmez dedim bitirmedim
Seni tarif bile edemedim
Bir olmalı derlerdi sevdalar hayatını bir'iyle geçireceksin dediler
Asla sana iki demedim
Kimileri uğruma ömrünü serdiler
Ben bir'inde kaldım dönemedim!

Yalın'sızlık

Vakit çok geç hazan ve hüzün vakti
Yıllar azdır belki ömrümde ama dedemden yaşlıyım ben
Huzuru dedemden çok hak ediyorum
Ve yalnızlığın benim üzerime iz düşümü...
Şikayetçi değilim mutluyuz biz yalnızlığımla
Artık seninleymişçesine oyalamıyorum da onu
Başbaşayız tümden
Ölmemi istediğin gün
O günden beri
Yani kolay olanı değil imkansızı yaptığım gün
Sen yok gibi ölüp yok olmak değil ya da vaz geçmek değil senden
Benim seni sensiz yaşamayı seçtiğim gün
Neyse geçmiş gün hatırlayıp üzmeye gelmez geçmişi
Yalnızlığım başbaşa huzurluyuz biz seninle
Hiç kıskanmadın beni ya da ağlatmadın
Hiç sinirlenince iğrençmişim gibi de bakmadın
Hiç ağlarken çocuklaşmadın saçmalamadın
Yolun en edası güzel kısmında bırakıp gitmedin
Terk etmedin beni
Hiç senin yüzünden perde de inmedi yüreğe
Hiç boşlukta yaşamadım sen varken
Sorular ikilemler yalanlar da yok
O da yok
Yalnızlığım başbaşa mutluyuz
Elimizde iki kadeh karşılıklı çekiştiriyoruz geçmişi
Sana yasakladığından doktor onu da ben içiriyorum ama olsun
Sense ayık kafayla sakin sakin bi milyonuncu kez dinliyorsun beni
Yılların nefretini mesafesini serzenişini
Bir kez senden uzaklaşmayı denedim
Olmuyor be eski dost doğallığını insan oğlu tutmuyor
Ölümümde de yanımda götürebileceğim tek sen
Ardından ağıt yaktıklarıma selam söyle benden
Afilli olsun tabutum mezar taşı istemem...

29 Temmuz 2010 Perşembe

Sen...

Sen...
Tarif edemediğim sen
Yaşamak gibisin
Tok yatıp aç kalkmak misali
Hayalime koymadıysam doydum diyorsam
Ertesi sabah akşam olmuyor bir türlü
Sen...
Nefes almak gibisin
Alabildiğin sürece yanımda olduğun sürece her şey çok normal
Olmadığın her saniye hayat bir ızdırap
Sen...
Koşup koşup su içmek gibisin
Terli olsanda
Hasta olup yataklara düşsen de
Anlamı yok bunların
Terli terli su içmek gibisin işte
Hani çok susamışsındır
Annen yasaklar ama
Yine de söz dinlemeyip içersin işte
Yasaktır aşk ama bilirsin yine de sen işte...
Ve sen...
Bazen uykusuz gecelerin ardından yarım saat şekerleme gibisin
Bazen...
Bazen uykumun üçüncü saatinde uyanmak gibisin
Sen aşk gibisin zamanı dondurmak gibizisin ruhumda
Yaşamk gibisin işte
Sıcak korkulası ama vaz geçilemeyen...

Ram pam pam

Sokaktayım yürüyorum
Mutluyum ram pam pam
Çiçekler solsada son baharımda olmanın tadındayım
Sevilsem de sevilmesem de hayatın tadı bir başka
Ruhumun müziği içimde susmuyorsa
İçimde bir yerde hala çocuksam
Ellerim plastik topa değdiğinde gençliğimi hatırlamayacak kadar gençsem
Ritm benim hayat bana ait en mükemmeli benim
Sorgusuz sualsiz yaşamanın tadı benim
En mutlu benim
Evet bazen mutsuzluklar yıkık aşklar hüzünler de benim
Onlar olmasaydı nefesimin tadını nereden bilebilirdim
Gözlerim kapalı kırlarda geziyorum
Hücrelerim bayram ediyor davul zurna eşlik ediyor
Sanki düğününe tosladım hayatın kırlarda evlenirken
En kötü komedimde bile
Paparazilere yakalanan ünlüler gibiyim
İstemeden istediğime ulaşmış
İnanıyorum beni yaratan büyük kudrete
Bana mutluluk veriyor
Bense kendime mutsuzluk
Hayat bir sanat
Olmaya çalıştığım şey çok hata yapıp çok doğru görmek
Çıplak ayaklarla sokakların tadına varmak
Serin havanın yoldaşlığını sezip şarkılar söylemek
Hayatı çimlerinde tüm serzenişiyle hissetmek
Doyasıya bir sanatçıyım ben
Yaşam sanatçısı
Ne egom var benim sınırlar çizen
Ne kendimi çok bilgili zannedip insanlara cahil derim ben
Yeri gelir yollarda avare gezerim
Yeri gelir sokaklardır benim evim
Müzik ritm doğa benim
Sorular dolu zihnimi doğaya serip boşaltır eğlenirim
Yok koyu düşünceler zihnimde insanlar dosttur
Dost olamayan yoktur
Sadece sınırı olan çoktur
Yaşamaktır benim hastalığım dünyam doktor
Ama ölüm korku değil merak etme o da dosttur
İyiysen özünde
Danset sarkı söyle eğlen sevgi saç dünyaya
O bunu hakedecek kadar tarafımızdan acı çekiyor
Kötüler kötülükler çok ama dünyayı tatlı kılan onlar değil mi
Gözlerim kapalı denizi hissediyorum
Ayaklarım sekiyor yürüyorum sahnelerimde
Ram pam pam
Ram pam pam...

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Kanımı donduran alev

Kükreme!
Masal yazmıyoruz burada
Gerçekleri masal gibi yutturdunuz senelerce
Düşman dost oldu,dost sadece evsanevi bir yalan
Bir var olduk bir bulut
Az gittik uz gittik
Dere tepe düz gittik
Hadi ordan o yalan bu yalan
Oturduğun yerde oyalan
Nereye gittik
Masallar nereye gitti
Masallarda keloğlanın annesi vardı babası ölmüştü ama mutluydu
Yahu kraliçe pamuk prensesi kendi evinden kovuyordu da bir şey olmuyordu
Bize ne oldu
Topluma kültüre ne oldu
Eski öküzlere ne oldu
Sokak serserileri bile değişti
Biz gibi içemiyoruz
Yürüyüşümüz bile değişti
Bu gün hani düşmanımız ya onlar
Eski dosttan düşman olur mu
Peki eski düşmanlarla niye koyun koyuna uyuyoruz
Aklımızı kim aldı şaşırttı
Kim bu ilizyonist
Biz kimdik bu bilindik de
Biz kim oluyoruz
Biz ne oluyoruz
Çok derinlerden geldik bambaşka sığlara yüzüyoruz
Biz olmaktan vaz geçmiş kim olduğumuza karar veremiyoruz
Halaylar sirtaki,horonlar kolbastı mı oldu ne?
Amerikanın dışlanmış müzikleriyle beslenen ruhlar mı oluyoruz
Ve köpekleriyle yönetiliyoruz
Tüm bunları görüyoruz peki düzene neden susuyoruz
Karşı gelene ekmek olmadığından mı
Yoksa karşımızda mertçe sırtımızı dönebileceğimiz bir düzen olmadığından mı?
Var mıyız yok mu
Eski sıcağa ne oldu kaynar suda kanım dondu
Yalanlar...
Yakan yalanlar...
Alevinde kanımızı donduran
Siyah alevli yalanlar...

Zihnim sızlıyor

Israrla içimde isyan var
Ve de sorular
Her şey bittiğinde filmlerde düz yolda yürürsün ve ışığı bulursun
Ben yürümeye başladım her şeyin bittiğini hissediyordum
Ama ışık yok bulamıyorum
Karanlık bir merdivenden sürekli çıkıyorum
Artık inemem hem çok yoruldum hem de inişi yok bu yokuşun
Ağzımdan çıkan doğaya tüm notalar eşlik ediyor karanlıkta
Korkuyorum bildiklerimden çok bilmediklerim için
Acımasız dünyanın dansından
Doğu-batı ritminden yoruldum
Dallarımı başka yöne köklerimi başka yönü savurmaktan
Dostumu düşman düşmanımı dost kefesinde görmekten
Bulanık düşlerden korkuyorum
Oysa gülerken ne kadar da kolaydı her şey
Hayat kötü insanlar kötü
Kalmadı dostlar kötü
Aşklar bozgun aşklar hüzün
Kalmadı sarsılmayan dal
Dallarda hüzün
Karanlık içimizde
Gözler karanlık ve yüzler
Karakterdeki arananlar kayboldu bi bilgi ağının arasında
Çocuklar kayboldu cıvıldayan
Misketler ve toplar
Taşlar topraklar kayboldu betonlar arasında
Korkuyorum çünkü herkes kadar suçlu benim

Sahnede oturuyorum

İçine sanat kaçmış öküzleri demiyorum
İçinde sen bulunan sanatlardan hani
Hani ellerinde bebek sıcaklığı olanlardan
Bir neyzen gibi mesela
İstanbul rüzgarı gibi
Sahneye çıkışın gibi ve de bütün kalabalığın ortasından ayrılışın
Kürsüde olan ben olabilirim ama sahnedeki sensin
Rolünü çok güzel gerçek gösterdin tebrikler
Bu kadar başarılı sanatçı olduğunu bilmiyordum
Çok güzel inandırdın
Sonsuza kadar yanımda olacak çocuğa
Şimdi sanat sırası ben de çıkma o merdivenlerden sahneye
Yoksası yok tehdit yok bende
Kalabalığın arasında oynayacağım rolümü
Sen ahtapot ben akrep
Bakalım hangimiz daha alkış alacak?

27 Temmuz 2010 Salı

Ruhastası(h)

Ruhsuzum değil mi
Ruh hastası(sadece senin ruhuna)ruhsuz
Ruhumu vermek istemezdim
Tanrı sordu bana ruhunu ona vercek misin ki yaşasın
Verdim ama şimdi onu başkasına vermişsin
Boş kalan yerinde bir sızı
Senin gidişinden boşluk değil ruhumun peşine bu sızı
Gözüm kanıyor
ve dilim artık hep boş ruhuna susuyor..

Sunt gata să dansez

Hayat bir ritm
Ayak uydurabilen hayatla dansa hazırdır
İçimde bir duygusal vardı yaşatmaya çalıştığım
Ama yolda çok acıktım yedim onu
Ritmi hissederken sahnede gözlerim kapalı
...Midemdekinin sindirilmesini bekliyorum
Sonra rolümü layıkıyla oynayacağım...

hmhmhm

İnce bir ses zihnimde
Benimle konuşmayı çok seviyor
Hiç üşenmeden sürekli peşimde
Nereye kaçarsam kaçayım beni bırakmıyor
Yürüyorum yürüyor duruyorum bekliyor
Kaçmayı çok denedim hayattan
ama
maalesef olmuyor...

Bitti..

Hayat sen ömrümü törpülerken kanattın
Ben senin anılarını törpüledim
Törpümü kırdım
Resmimi çizmeye çalışırken aynada
Kalemim kırıldı
Resimdekiler eksik kaldı
Elimdeki son az kalmış mürekkeple çizecektim
Çizecektim de tüm olasılıklarda eksik çizecektim
Kalan mürekkebimle ya kendimi çizecektim
Ya seni
Ya da bu ya da kötü söylemeyeyim
Israr etme söylememeliyim
Çok ısrar ettin bunu sen istedin
Ya birimiz olacaktık
Yani ya kendimi çizecektim seni yok edip
ya kendimden vaz geçip seni resmimde birleştirecektim
ya da işte kötü diyorum
kötü işte
ya daaa
Tüm küçülmüş halimizle aciz birer biz çizecektim
Ne sen aciz olabilirsin benim gözümde ne de ben
çok kötü işte çokk
Bekliyorum düşünüyorum
küçülmeyi göze almak mı ya da yok olmak mı
çok düşündüm mürekkep buharlaştı tebrik etmek lazım bizi
sonunda işte mürekkep bitti...

Biçimsiz düşes

Ben dikmeyi bilmeyen biçişsiz bir terzi
Makasım elimde ve masum kumaştın sen
Biçimini yanlış yaptığım saten düşesim
İçimin titremeleri kaygıları vardı ve titredi makasım
Yinede biçimsiz kumaşımı yüreğe giydirdim
Şimdi ise ben mi biçimsizdim yoksa kumaş mı hatırlamıyorum bile
Bi yolda yürüyorum etrafım bomboş ve karanlık
Bi mum arıyorum civarda
Ama ışık yok hatayı baştan söküp dikmek için
Bi ıslık çalıyor uzaklardan sanki denizin arasından
Bi ses bi yürek gel diyor
Gel diyor da dili lâl
Bi damla gözyaşı ayaklarımın altından süzülüp gidiyor
Şimdi susmak mı
Gidip onunla ağlamak mı
En iyisi kumaşı çıkarıp atmak
Bir hırsla ya da bi alevle ama atmak..

22 Temmuz 2010 Perşembe

hey hişt... orda mısın?

Bu keman sesi

Bak dinle ne anımsatacak

Bir dans,pist yok bir keman var

Bir de denizdeki balıklar

....nana hiya tsira kougale

Kirpiklerini ıslatma sadece hisset

Rüzgarı,ayı,doğayı ve ruhumun yanındaki yerini..

Sadece kapat gözlerini

tik tak... tik tak ...

Hayat ritmlerle dolu bak
zil zır zır gemiler ayrılırken saat başı ötüyor saat tik tak tik tak
Neşen hep içinde
Bir ezgi almış başını bu şehirde
Bak gemi kaptanı geçti önümden selamı vardı sana
Yıldızlar gökyüzüne başka bir neşe saçıyor bu akşam
Bana neler oluyor
Midemde bir taş konuşuyorum sokaklarla
Sonunda kafayı mı yedim
Adı olmayan bir bulut var hayatla benim aramda
Dünya puslu
Atlasam sana kavuşsam
Karadenizim içim içinden deli
İçim içinden gelir
Müziğin başka tutkun başka denizin başka
Aklın başka aşkın bambaşka
Aldın içine ruhumu bırakma
Bu şişe de bitmiş ne hoş
tik tak tik tak tik...

21 Temmuz 2010 Çarşamba

içimle konuşurum ben sizin duyduklarınız içmdekileri duyamayın diye gürültü

ve dışımdan susarsam eğer

Günlerin gerçekleridir içimden götürdüğü

Yalan yapmacık değil dünya

sadeceleri var içinde

susmak bilmeyen sustuğunu zannedip

sadece boş konuşan

20 Temmuz 2010 Salı

Her kim bir canavarla çarpışmayı göze alırsa bir canavar olmayı da göze alsın çünkü karanlığa uzun süre bakarsanız karanlık da sizin içinize bakmaya başla demiş düşünürün biri,ben hep ardındaki karanlığa baktım şimdi gözlerindeki aydınlığı istiyorum vaz geçmemecesine üzmemecesine terk etmemecesine...

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Gerçeksi Komedya

Benzeyemedik
Filmlere benzeyemedik çok erkendi daha mutlu sona
Filmimize ara verdik zannediyordum
Oysa senaryo ne kadar da aynıydı
Bakışlara kadar aynı gülüşün derinine kadar aynı
Film bitti artık elimizde replikler yok doğaçlama yapacak yüzümüz de yok
Yeni senaryo da yok
Sayfalar hikayenin tam ortasından yırtıldı
Tam ayrılık sahnesinde bitti her şey
Ağlayamadık sahne böyle yazıyordu
Biz hiç gerçeği oynayamadık ki
Oysa filmin sonu ne güzeldi ve hepizimizin içine işlemişti
Sahnelerde çok insan oynamıştı
En son biz vardık finali birlikte oynayacaktık
Senaryo güzeldi de gerçek olacağını kim bilirdi
En sevdiğimiz filmi tekrar oynayacağımızı kim bilirdi
26 bölümlük dizinin 17 . bölümünde senaryonun kopması
Tam orada o noktada kalmamız
Çok sıradan bir yeşilcam hatırası yaptı bizi
Tiyatro bitti son sahneyi oynamışız
Şimdi ben mi?
Doğaçlama acı çekiyorum...

18 Temmuz 2010 Pazar

Hanımefendi

Hanımefendi bir aşk arıyordum caddelerde
Fark ettim ki aşk çorabı kaçmış bir hayat kadını gibi hırpalıyo kendini
Aklımı nerede unuttum
Boş bir sevgiliye hediye miydi benim hayatım
Tanrı beni bunun için mi yaratmıştı
Daha içim tazeyken susamadım susmayı bilemedim
Her şeyi erken söyledim
Şimdi eridim ve piştim
Susmayı bilemediğim gibi doğru şekilde söyleyemedim
en söylenilesi zamanlarda sustum
Burnumun ucu yakın mı zannediyorsun
Burnunun ucunu görmemek bana mı hastı
Sokaklar zırva aşıklarla dolu her an bırakacaklarmış gibi tutuyorlar ellerini
Kadehlerin arasında arıyorlar sevgililerini
Oysa aşk masumdu
Yalandan uzaktı bi bakışı ömür bekleyecek kadar temizdi
Ve ben temizi ararken aklımı kaybettim
Bu kadar zor muydu var olması
Hanımefendi aşka neler olmuştu
Hayat kadını gibi iki bacağın ortasında mı kalmıştı
Ağır sözlerin arasında hakaret miydi
Uzak mıydı arananlar
Sarsılsa dünya ve kendine gelse
Hanımefendi döner mi şehzadesine
Notalar puslu olmayı bırakıp net ve soluksuz olur mu yine
Şiirler kendini yine kıyafetlerini çıkarıp teslimiyetini gözü kapalı gerçekleştirir mi sahiplerine
Sokaklarda sarhoşlar bayık bir kafayla aşk aramaktan vaz geçer mi
Sen yanlış zamandaki doğru insan
Şimdi doğru zaman ama sen yanlışa kayıyorsun
Sarsılsa dünya doğrum olur musun yine?
Aklımı kaybediyorum
Ümitlerimi dünyanın kendini hırpalamasına bağladım
Bi boğazdan atlayıp serin sulara kavuşmasına
Bütün bunlar olur mu dünyayı sarsarsam
Hanımefendi geri döner mi?

17 Temmuz 2010 Cumartesi

Lütfen bi daha

Gözlerim saatimde
bir,iki,üç,dört....
neyi sayıyorum bilmiyorum
Galiba zamanın geçmesini
Rüyalarımda gördüğümde donup kaldığım birini
Eski dostu görmek için
Sayıyorum zamanını
Bıraktığım unuttuğum parçam neydi sende
Yaşamdan alıkoyan neydi ki beni
Uykularımdan değerli olan neydi
Yazımı kışımı baharımı güzümü kaplayan neydi
Üzülmenin kanunu neydi
Hayatı herşeyiyle bir daha anlatsınlar
Yanındayken koyduğumuz kurallar gitti
Ne olursa olsun güleceksin gitti
Umudunu kaybetme de
Sana zarar vereni unut gitsin gitti
İçimi acıtan tüm gerçekler gitti
iki artı iki gitti
Nefes almadan yaşamak oluyormuş ya
Gözlerin ağlamaktan da patlamazmış
Bi yara hani zamanla kabuk bağlarmış
Neden her gün oluk oluk heryer
Ellerim kalem tutmaz olmuş hani bunun içindi
Gözlerim senin aramaya yarayan bişey miydi
Peki sen varken neye yarıyodu
Tüm duyu organlarım bir olmuş lanet ediyor bana
Geç kaldık gerçeklere
Koşsam yetişemezmişim
Vaz geçemezmişim
Kural bunlar mıydı?
Neden oyunun kurallarını oyunu kaybettikten sonra söylüyorsun ki mızıkçı mısın sen
Misketlerini toplayıp gittin
Bebeklerimin saçını parçalamışsın
Topumu patlatmışsın
Bi de hatırlamam için kötü solucanını bırakmışsın
Hadi bi daha oynayalım kurallar aynı olsun yine git daha çok ağlıyım
Annem bana sadece lütfeni öğretmişti
ama nolur bi daha oynayalım...

Bir dakika

Vedaya alışmak zor oldu
Bi ölü gibi anmak zorunda olmak
Yoldan geçenleri sana benzetmek
Benzer gülüşler bulmak
Sesini duyduğunu zannetmek
Ömür verilebilecek bir dakika istemek
Karadeniz türkülerinde seni anmak
Biri tam elini uzatırken kaçıp yine kendini yalnızlığa terketmek
Çok acımasızca değil mi ve acınası
Yazık değil mi bana
Görsen böyle bunları diyeceksin
Acı biber olup suyu aratmayacağım sana
Aradığın özlediğin balık ekmeğin olacağım
Söylemeyeceğim sana bir daha asla sevdiğimi
ve kimseye
Yolda gördüğüm heyecanlarıma bile sırtımı döneceğim
Bıraktığın kadar masum kalıp
Seni yok etmeyeceğim
Senin inanmadıklarını yaşatacağım
Ömrümün son bir dakikası için yaşayacağım
Mutlu olacğım her şeyin içine senden biraz serpip
Güzel başlangıcın hatırına ya da güzel sonumun
Ruhumdaki bu güzel yakıcı acıyı seviyorum
Uzaktan ya da yakından
Şimdilik yaşayan bir ölünün arkasından

Şehzede...

Son sınırları sildik ruhumuzla
Ve vaz geçmenin hırpalayıcı sınırlarında
Sen son şehzade ve ruhzuz bir kan emici
Olmayana ergiydik bir dördüncü boyutta unutmuştuk aşkımızı
Bakışlarda kalmıştı yüreğimiz bakışlarınla kalbini kalbime naklederken
Damarlarımdan akan kan önemli değil
İçimden akan duygular bi altınvuruştu sanki
Duyguda dozu bu defa fazla kaçırmıştım ve ruhumu kurtarmanın yolu kalmamıştı
Sen son şehzade bilgisiz ve sınırları zorlayan
Tatmamıştın aşkın büyüğünü anlayamamıştın içimi
Mayınların arasından gelmeliydim sana ama
Uzaktan attığım her taş üç mayına çarparken
İçimin sana ulaşma umudu kalmıyordu
Susmaktı her sarhoş olduğumda içkiyi biraz daha fazla alabilmemin yolu
Gözlerimin ferini terkettiğimde
Rıhtımındaydım denizimin ve tırabzanlarım kırıktı
Engelim yoktu hayalime yüzmeye
Deniz derin içimin enerjisi sendin ve tükenmek bilmiyordun
Yola çıkabilsem toplayabilsem cesaretimi önümde engel yoktu senden başka
Cümleleri kullanmadan anlatmanın bir yolu olmalıydı
Hiç bir şiir sana anlamlı değildi şarkılar da umrunda değildi
Herhangi biri olabilseydin sana şiirini bestesini yaptığımı kendi sesimde söyleseydim
Rengini anlatsaydım içimin
Kimseler bilemedi beni
Anlamayı bilmediler
Kaybolduğumda adres diye hep seni sordum
Bilen yoktu hayat seni ne kadar çabuk yok etmiş
İzini bırakmayı başaramamışsın benden başka kimsede
Hayaller denizin dibinde dans ezgisi
Derinlere çekiyor ikimizi de
Hırslar şehzadem hırslar bozguna uğrattı dünyayı
Bir tabutun üstündeki o yeşil örtü gibi
Ölüleri kapatıyoruz içimizde
Ve yıkık bir köprüymüşçesine ayrılığı temsil ediyoruz
Kaçan belli değil kovalayan kadar
Kovalalarken kaçabiliyoruz
Zıt yönlere ilerliyoruz kavuşan tek şey güneşten yansıyan gölgelerimiz
ekvatordan birimiz güneye birimiz kuzeye
Oysa isteklerimiz o kadar da normaldi ki
Yasaktı bu aşk sanki bize
Ne sevmeme izin verdin taparcasına
Ne de sevgini gösterme zahmetinde bulundun yeterince
Sen damarlarımda dolaşmasından ölesiye memnun olduğum memnu zehir
Basitti isteklerimiz bir masa iki kadeh ve huzurdu
Sürükleniyordun nereye gittiğini bilmeden ve sürüklüyordun peşinden acımasızca tek arzun beni bırakmaktı ya
Başardın
Hiç kimseye ağlayamadım
Bıraktı demeyi bırak hiç istemedi oldum
Yazık oldum acınası oldum
Zihnimde dönen yarım düşünceler
Evet şehzadem avuçlarımdan içmek istedin zehiri
Ellerinden içirmiş olduğum zehiri
Mutsuzum sanma ölümün ellerimden değil ölümüm ellerinden
Bu yarım kalan şiir dünyaya hediye
Notalar buruk dinlenilen şarkılar yok edildi
Hatıra diye kalmadı zihnimde
Senin krallığında ne kadar zormuş gönüllü hizmetçi olmak
Herkesin acıdığı zavallı krallığında
Hayatıma parantez açtım seninle
Kapatamıyorum
Bi geçiş olamadın açıklaması olduğun cümlelerden uzun ve derin oldun
Köhne bir yığın kalmıştı bir yerlerde biz yinede umudun şiirini yazmıştık baştan
Herşeyi silmiştik çocukluğumuzu gençliğimizi baştan yaşamıştık
Bu maratonu neden son adımda bıraktık
Suç kimdeydi
Bizi yaşayan beden ölü ruh yapan neydi
Hiç uyanmıyor musun rüyalarında şehzadem
Hiç için acımıyor mu sözüm geçtiğinde civarında
Şimdi dört duvar arasına sıkıştı ruhum
Kurtaramıyorum söz dinletemiyorum
Tıpkı senin gibi bana verdiğim sözleri tutmuyorum
Bi camdan bakıyorum hayata içime hapsoldum kurtulamadığım hapisteyim
Şimdi bir ölüm sessizliği aldı ruhumu
Bedenim genç yaşlanan başka şeyler taşıyorum yanımda
Artık gece bitmiyor gündüzü göremiyorum
Yarım yamalak olmayan tek sen varsın her şeyde
Sevap yok dünyamda artık günahlarla karıştı onlar doğrularım gibi
Tarih bir gün ve bir kez bir balıkçının oltasında kaldı
Sorsan bilmiyorum
Bi eğlence salonundaki masada
Civardaki bi tabakta kaldı yazık ki
Çok iyi biliyorsun ki şehzadem
Geç kalınmış sözlerdi benimki

Günün son saatleri

Günü geceyeye harman ettim
Su damlaları beynimde yankı yapıyor
Hiç susmayan iç sesimden bir uğultu yankılanıyor
Hayat neden başladı başlatan kimdi
İnsanı bu kadar aciz yapan neydi
Sisli düşünceler arasından önümü göremiyorum
Temiz çocuksu düşünceme sisleri getiren sebep neydi
İçimden gelen huzurun gülümsemesi neden yaşlanmadan yüzüme yerleşti
Sorular sorular beynimdeki cevabı olmayan
Varsa da bilinemeyen henüz
Hayati sorular cevabı silinmiş
Yaşlanmak bir bedenin buruşmasından ibaret midir?
Yaşının yetmiş mi olması lazımdır
Şiir yazmak için duygusal mı olmak lazım illa?
İnanmak için görmek mi gereklidir?
Görmeden inandıklarımız yok mudur?
Keşkelerle geçen bir hayat hayat mıdır?
Deniz yoksa o yerde yaşanılır mı yıllarca?
Ben ki bir karanın ortasında yaşlanmış ruhumla
Görmeden inanmaya alışmış duysusuz duygusalcı
Keşkesiz hayatımın tek keşkesi
Cebine sezdirmeden koyduğum hediyeyi
Keşke çöpün birinde
Parçalarıyla birlikte bulabilsem

16 Temmuz 2010 Cuma

Yüreğinin götürdüğü yere git

Bi koridor ortası muhabbetinden öte değildin bazen
Söylediğin her cümle doğanın kanunuydu
Doğruydu tüm yanılmaların
Cümlelerin emirdi
Hiç konuşmaz zamanlarımızda
Sus geldiğinde içimize
Rüzgarı severdik ellerimizle
Çırpınan Karadenizi ilk orada tanımıştık
Bizim evimizde
Yaşımız umrumuz muydu
Girerdik bulduğumuz bahçenin ilk köşesine
Erikler bizim yeşiller bizim hava bizim doğa bizim
Dönüm noktasıydı yeşillikler kaderimizin
Sıcak soğuk yoktu bize yürümek vardı birlikte
Şimdi içimi kovalayan veda cümleri kaldı
Son yaprak da düştü hayat ağacımızdan
Tadı kaldı anıların düşlerin rüyaların
Bi de söylenen güzel söyler
"Yüreğinin götürdüğü yere git"

Boğuk sesler

Yorgun bi bitiş bizimkisi
Yalanlardan mı yoruldu söylenen ağır sözlerden mi
Doğmak bilmeyen günlerden mi
Söylenemeyen cümlelerden mi anlayamadığımız
Saçma bi başı vardı
Bebek kahkahasından komikti
Güldükçe gülebilirdik
Karmakarışıktık
İçimiz ezik domates edasındaydı
Dünya bize şaka satıyordu
Sessizlikte yaşadık biz sadece konuşan gülen sessiz gözlerimiz
Başka başka insanlarla yaşanılan yanlış aşklar susturdu bizi
İçinin acısı susturdu seni,yanlışın tadından dilin yanmış
Dünya gözüne kaçmıştı ağlıyordun içinin nehirlerinde
Sırlarımız vardı kimse bilmesin istediğimiz
Yanyana oturup susmaktı en büyük keyfimiz
Biz istenmeyen sonları yazmakta uzman iki avare
Fark edemedik seninle güzellikleri
Yem atarken balıklara simitimizin bittiğini göremedik
oyalamak için atarken elindeki taşları köpeklere yem diye taşla sevgini karıştırdın
Düşünmedin aç kalan ikimizi
Aç bıraktığın içimizi
Çin lokantasının dediği gibi
"Birbirlerine sevmeyi öğretmeye çalışırken
Birbirine kan kusturan iki aşık serseri"

Kusmalısın

Adaların karşısı İstanbul
Milyonların yaşadığı ciğerim İstanbul
Bi yokuş ortası saksılı bir cam
Yasakların kilit noktası
İçinde arananın bulunmadığı
Bi kapı kadar yakınıma imkansızların sınırında
Humusu bol keşmekeş İstanbul
Kime ne ifade edersin bilmem de bana
Küçük bir solucanı belletirsin
Kendini yolundan önce kaybetmiş
Minik zavallı solucanımı
Kimini yem eden kimine yem İstanbul
Yuttukların var kusmalısın
Medeniyet de sendedir cehalet de
Al yut yine topunu ezeli milletin ama
Geri ver yuttuğun minik solucanımı

Yalnızcık

Ayakları gerigeri gideni duymuştum da

Ellerim tersten yandan çarklı yazıyor

İçimin boşluğunu kelimelerle doldurmaya çalışıyorum

Ağlama sesi duymamak için kulaklığımı hiç çıkarmıyorum

Yalnızlık geldi oturdu yanıma

Sohbet etmek istiyor

Git demekten anlamıyor

Oysaki ben ona alışırsam

Kopamam asla işte ondan korkuyorum

Bir anne gördüm uzakta ağlıyor

Nedeni yok aslında

Yani büyük bir nedeni

Çocuğu aramıyormuş

Yalnız kaldım diyor

İçim gülüyor ona

Yalnızlık insanı içinden sarar

Dışında var olan onlarca insanı görmeyip kör olmasıdır

Hissedememesi havanın güzelliğini ayın berraklığını

İçine haykırıp kendine sesini duyuramamasıdır

Ege sahillerinde elinin boşluğunu hissetmesidir

Oysaki o koşsa çocuklarına yalnızlığı kalmayacak

Peki gerçek yalnızlara ne olacak

Peki yıldızlara ne olacak

Kirazlar tallarda çift olamayı seçmişken

Karıncalar onlarca gezerken

Neden bu yalnızlık

Neden duyuramıyorum sesimi

Pardon bakar mısınız kendimi arayacaktım da

Müsaitse telefonunuzu kullanabilir miyim?

Söyleyeceklerim var

Hayat güzel baharda çiçekler açar yine

Yine sabahlar bizim olur

Yine gülmeyi öğreneceksin

Teşekkür ederim telefon için

Ama ulaşılamıyor umarım gerçekten meşgul eden yalnızlık önemli biridir

Değilse kurtuluşunu göremediği için çok üzülürüm

Notalar

Notalarr...
Çizgi film gibi
ya da güldüğümüz alay ettiğimiz türk filmlerine benziyor bu manzara
Zavallı biri var karşımda duruyor
Elim kanıyor bilincim sonuna kadar yerinde
Yani bile bile kırdım aynayı
Bomboş bakar olmuş şu kız yazık ona
Daha da yazık olanı bu boşluğun sebebi var
Sebep denirse o lanet olasına
Kimine aşkı yaşamak düşermiş kimine aşksız yaşlanmak
Sana ikisi de düşmeyecek ben yaşlanırken sensiz
Ben ara ara mutlu olacağım yalandan
Sen ağlamak zorundasın bir ömür boyu vicdan azabından
Hani ölsem bir ağlar iki yanarsın
Sana ömrünü yaşatmamak için yaşayacağım

Geri ver

Hakkımda herhangi biri diyormuşsun
Duymadığımı zannetme
Duydum ama kulaklarım duydu
yüreğimle değil yürek yok
Giderken sen anlamadan cebine koymuştum
Bilirim gerekmezse elini cebine atmazsın
Olur da gerekirse giderse elin cebine
Senden özür dileyerek isteyebilir miyim yüreğimi
Senin gözlerinde sakladıklarını kimse bilmez
Senden bir parça olsun diye silmek istediğin anıları ödünç alıyorum
Yastığımın altında ruhumuzun bambaşka
Bedenimizin yanyana olduğu yolculuğun bileti var
Yani vardı demek istiyorum
Sen benmi değiştirmek isteyip değiştiremediğim yanımsın
Senden son bir ricam var
Gözü kapalı verdiğim herşeyi geri verir misin?
İçimden kopanları göz yaşlarımı ve kayıp zamanımı...

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Hala Bazen Biraz

Biliyor musun arkadaşım
Sen gittikten sonra hiçbir şey kiç kimse çekilmiyor
Yaşamın tadı da gitti
Ağlamanın da
Umutlarım da
En kötüsü ne biliyor musun
Bugünüm yarınım hadi gitti diyelim
Dünümü kaybetmek seninle en kötüsü
Özlemenin tadını kaybetmek
O kadar da olmaz denileni yaptığını görmek
Ve sana dost olamamak
Hatta düşman olmak zorunda olmak
Söylediğin acı sözleri arkamdan duymak zorunda olmak
Senin umrunda olamamak
Sana koşup ağlayamamak
Büyüyemeyeceğini bilmek artık
Acılarını bile en taze anında hissedememek
En kötüyü bile hissedememek
Bedenin yaşarken ruhunu çöllerde aramak
Gülüşünü bakışını kokunu sesini kaybetmek
Artık hiç bişey koymuyor da
Seni özlemenin nasıl bişey olduğunu unuttum
ya da o kadar çok özledim ki yanında olmanın nasıl bişey olduğunu unuttum
Yoksun ki artık niye ağlıym birinin arkasından
Neden insanlara güveneyim inanayım
Yok ki dostum kardeşim babam sevdam
Hocam yolcum yoldaşım yoksun
Özleyemiyorum seni
Galiba unuttum seni yada sensiz olmaya o kadar alıştım ki
Senle olmayı unutup seni unuttuğumu zannediyorum
Hissedemiyorum hiçbir duyguyu
Bu yüzden
Hiç bilmiyorum emin de olamıyorum
Ama ben galiba seni
Hala bazen biraz...